| Yazar | : | Zeynep Uluant |
| İsbn | : | 9789756444467 |
| Yayın Tarihi | : | Mart, 2007 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 229 |
| Ölçü | : | 16,5 x 21,5 cm |
| Yayınevi | : | Kubbealtı Neşriyatı |
Bundan birkaç sene önce, 1949 yılında devrin mühim röportajcılarından Kandemir'in Edebiyat Âlemi adlı mecmuada Samiha Ayverdi ile yaptığı mülakatı okuduğumda hayran olmuştum. Şüphesiz konuştuğu şahıs devrin kalburüstü seviyelerindendi, fakat hakkını vermek lazım ki Kandemir de muhatabına yakışan bir performans sergileyerek can alıcı noktalara temas ediyor, bununla da kalmayarak canlı ve edebi tasvirlerle diyaloglara hayatiyet kazandırıyordu. İkinci bir isim Ruşen Eşref de Diyorlar ki adlı eseriyle bana çok tesir etmişti. Bu röportajlarda şimdilerde bazı örneklerde görüldüğü gibi kavga, sıkıştırma ve magazin yoktu. Estetik, fikir, sanat, edebiyat ve seviye vardı.
İşte bu iki yazar bende bilhassa yaşı kemale eren ilim ve fikir adamlarımızın müktesebatından faydalanarak "Söz uçar yazı kalır" fehvasınca onlardan dinlediklerimi zaptetmek fikrini doğurdu. Üniversite yıllarımdaki evlilik ve çocuk koşuşturmam arasında talebeliğin tadına yeterince varamamıştım. Birbirinden değerli ve bir kısmı da hocam olan değerli zevat ile konuşurken biraz da öğrencilik senelerimde yapamadığımı yaparak, anlattıklarından hem kendim hissedar olacak hem de başkalarını faydalandıracaktım. Böylece dört sene önce başladığım röportajlar bana son derece güzel ve değerli anlar yaşattı. Birçoğu beni evlerinde, az bir kısmı görev yaptıkları mekânlarda memnuniyetle kabul ettiler. Sadece Attila İlhan ile mekânı olan The Marmara'nın kafesinde görüştük. Bu konuşmalarda birkaç defa adeta elim ayağım olan teybinin azizliğine uğrasam da netice hep tatlıya bağlandı. O devrin teknolojisiyle araya hiçbir elektronik cihaz koymadan sadece hafıza ve bilek gücüyle onca röportajın nasıl gerçekleştirildiğini hala düşünürüm
Bu konuşmalar sırasında beni son derece üzen ve duygulandıran anlar da yaşanmadı değil... Mesela yaşı doksanı aşmış bestekâr Rüştü Eriç'in henüz bir delikanlıyken, doğduğu topraklar olan Yunanistan'dan Türk topraklarına kaçışını anlatırken anavatana girdiği ana sıra geldiğinde zaptedemediği gözyaşları, boğazında düğümlenen hıçkırıkları, hiçbir zaman zihnimden gitmeyecek ve keşke bir kamera olsaydı da görüntüleyebilseydik dediğim anlardandır...