| Yazar | : | E. Sevgi Özdamar |
| İsbn | : | 9786054069323 |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 2008 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 264 |
| Ölçü | : | 13 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Turkuvaz Medya Grubu |
Sevgi'nin yazdıkları üzerine bir yorumda bulunmam zor, çünkü seviyorum yazdıklarını; sevdiğiniz bir şeyin çözümlemesini yapmaksa budalaca bir harekettir. Elbette bir anlatıcı o, sabaha kadar masal anlatan, karşı konulmaz bir anlatıcı. Sabahın ilerleyen saatlerinde uyanıp yeni bir öykü anlatır. Onun öykülerini bu kadar zengin ve elzem kılan nedir? Elzemdir, çünkü onları dinlediğinizde, doldurdukları boşluğun boyutunun farkına varırsınız.
O öykülerin sunduğu şeylerin pek çoğu bugün mevcut değil. Bunun tarihsel bir yorum olup olmadığını bilmiyorum; sen ne dersin Sevgi?
Belki de bir boşluğu doldurdukları için kulak verilmiştir öykücülere hep. Öyküler, asla olayların resmi sunumuyla uyuşmazlar ki bu sunum görünür şekilde iktidarda olanların anlattığıdır. Tam tersine, kendi öyküsünü anlatmadığı sürece öykücü görünmez kişidir.
Ve bir öykünün büyüsü hep görünmezdir, sonuç olarak o büyü, bütün küçük olayları ve özenle yaratılmış karakterleriyle birlikte, anlatılan öyküden değil, anlatan sesten türer. Sevgi'nin sesi dişi mi? Son derece dişi, ama çoğu kez de değil. Cinsellikten bir erkek gibi söz edebiliyor. Rüyalardan bir çocuk gibi söz edebiliyor. Mevcudun acımasızlığından bir büyükanne gibi söz edebiliyor. Sesi, her cümlede çağ değiştiriyor. Bacaklarının arasındaki de değişebiliyor. (Böyle söyledim, çünkü cinsiyet gibi bir sözcüğü asla ağzına almaz onun sesi.)