| Yazar | : | Ahmet Halit Yaşaraoğlu |
| Yayın Tarihi | : | 1950 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 111 |
| Ölçü | : | 14,5 x 21 cm |
| Yayınevi | : | Ahmet Halit Kitabevi |
| Bahsi Geçen | : | Ahmet Halit Yaşaroğlu |
Merhum İzzet Ündeğer'in araştırmalarından istifade etmek ve nihayet bizde şimdiye kadar çıkmış olan bütün fıkra kitaplarını elemek, eşten dosttan ve bizzat bazı Erenlerden dinlemek suretiyle topladım.
Bunların hepsini Mehmet Ali Nurbaba'ya nispet edişimi okuyucularım mazur görsünler. Onun da ruhu şad olsun.
Burada söyleyeceğim bir nokta da şudur:
Bektaşi fıkraları içinde birkaç tane müstehcen görülebilecekler de vardır. Bunları mahkeme korkusundan değil, okuyuculara karşı borçlu olduğumuz vazifelerden biri olarak neşredemiyorum. Mesela "Eskisi benim ha!', "O, işin içyüzünü bilmez', "Damat Beyin yediği yemeği ben yeseydim!..', "Hanım, bu da bir şey değilse, Allah gözünü doyursun!', "Avukat efendi, çok elleme, davayı kaybedeceğiz!', "Nimeti yemeden şükredenin ...' gibi fıkralar zarif olmakla beraber bu çerçeve içerisine sığmıyor. Aşağı yukarı bunlara yakın birkaç tanesi " kitaba uydurulmak suretiyle il bu fıkraların arasına girmiştir. Fakat birkaçına kulp bulamadım.
Bizde, Bektaşi, sadece sarhoş, namaz kılmaz, oruç tutmaz bir adam diye tavsif edilir. Hâlbuki hakikatte Bektaşi, ne dinsiz, ne de imansızdır, sadece hür düşünceli bir insandır. Fıkralar takip edilirken bu noktayı gözönünde bulundurmak icap eder.
Bektaşi fıkralarını bir tasnife tabi tutmayı muvafık gördüm.
Bunları:
(Abdeste ve namaza), (oruç, ramazan ve bayrama), (aşk, izdivaç ve çapkınlığa), (işrete), (nüktelere ve hazır cevaplığa), (softalar ve yobazlara) ait olmak üzere birkaç fasılda topladım. Ayrıca Bektaşinin (kaza ve kadere ve bilvesile· Allaha) karşı olan sözlerini de ayrıca bir araya getirdim.
Gerek gazetelerde çıkan tenkitlerden gerek halk arasında söylenen sözlerden, fıkraların hikâye şeklinde olmaması, kısa olması istenilmiştir.