| Yazar | : | Refik Erduran |
| Yayın Tarihi | : | 1987 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 182 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Cem Yayınevi |
Ömrümde hiç anı defterim olmadı. Hiçbir dönemde sistemli biçimde not tutmadım. Mektup ve gazete biriktirmem genellikle. Foto albümlerine bakmaktan hoşlanmam. Çünkü geçmişle uğraşmak dünlerin çoğalıp yarınların azaldığını düşündürür, bugünün üstüne ölümün gölgesini düşürür.
Onun için, hep merak etmişimdir: İnsanlar neden yazarlar anılarını?
Şu anda aklıma gelen nedenleri sıralayayım.
1. Kendinden söz etme merakı.
2. Birtakım davalarda kendini haklı, başkalarını haksız gösterme isteği.
3. İz bırakma umudu.
4. "Görüp geçirdiklerimden çıkardığım dersleri hemcinslerime aktarmalıyım" kuruntusu.
5. Bir gazete genel yönetmeninin "Anılarını yaz!" demesi ve o kişinin iki metre boyunda olması.
Şimdi benim gençlik anılarımı kağıda dökmek için makine başına geçmemin nedeni bu sonuncusu işte.
Dört numaralı nedenin üstümde hiç mi etkisi yok?
Var elbette. Ömrümün kıssasından aldığım hisseleri gençlere sunmanın belki yararı olur "çorbada tuz" ölçüsünde.
Lafın sonunda onlara verebileceğim bir öğütü başlangıçta tek sözcükle özetleyeyim:
Kasılmayın.
"Ciddiyet" anlayışınız asık suratlılıkla eşanlamlı olmasın yani.
İyi antrenörler atletlerin rahat koştukları zaman daha olumlu sonuçlar aldıklarını bilirler.
Dünyanın ciddi sorularla dolu olduğunun farkındayım. Ama gerek onlara, gerek kendi sorunlarınıza kaş çatmadan yaklaşabilirseniz, çözümlere yönelmeniz kolaylaşır.
Tanrı'nın bildiğini kuldan niçin saklayayım? Kusurlarım erdemlerimden kat kat fazladır...