| Yazar | : | Ali Ergur |
| İsbn | : | 975880359x |
| Yayın Tarihi | : | Nisan, 2006 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 165 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Bağlam Yayınları |
Belleksizlik, Türkiye'de çeşitli vesilelerle sıklıkla dile getirilen bir olgudur. Bu kestirme ve içeriği hiç de iyi belirlenmemiş kavramla, kuşkusuz belleğin hiç bulunmaması değil, kolay unutabilmesi tarif edilmeye çalışılmaktadır. Buradaki 'bellek' kavrayışı, birey ölçeğinde olduğu kadar, toplumsal ölçekte de aynı özelliklere sahiptir. Çok genel bir apriori halini almış bulunan bu temel varsayım, git gide, sorgulanmadan kabul edilen bir kavramsal çıkış noktası haline bile gelmektedir. Özellikle, daha popüler söylem biçimlerinin, doğası gereği anlık ve sansasyonel olana açık olan gazetecilik üslubunun benimsediği bu ön kabul, unutmanın genel bir toplumsal özellik, neredeyse bir çeşit kalıtsal durum olduğuna dair metafizik tahayyülü kaçınılmaz olarak besler hale gelmiştir. Üstelik bu yargının yaygınlığı, yalnızca popüler mecralarda değil, çoğu entelektüel çevrede, hatta akademik yaklaşımda da kendisini gösterebilmektedir. Türkiye toplumunun unutmaya eğilimli toplumsal deneyimleme tarzının varlığına duyulan bu yaygın inanış, beraberinde, tarihin algılanışındaki çelişkileri de sürüklemektedir. Hızlı unutmaya dayalı bir kişilik özelliğinin varlığı belli bir çerçevede ve ancak çok ana hatlarıyla kuşkusuz yadsınamaz. Gündelik yaşamın anlıksallığının ekseninde kurulan bir toplum kurgusunun varlığı, her an sürekli olarak birçok örnekte teyit edilebilmektedir. Ancak bu durum, kolaylıkla yanıltıcı olabilir; çünkü unutmanın dinamikleri, sanıldığı kadar basit, tek boyutlu ve tek kaynaklı değildir. İndirgemeci bellek kavrayışı, ister istemez unutmanın bu karmaşık doğasını dışlar ve hepsinden kötüsü onu yerelleştirir. Diğer bir deyişle, unutma, insan belleğinin fizyo-psikolojik bir özelliği olmaktan ziyade, belli bir toplumsal duruma ait olumsuz bir niteleme olarak algılanabilir. Türkiye'de yaygın olarak gözlemlenen belleksizlik kavrayışı da bunun bir parçasıdır. Hatırlamanın ve unutmanın ya da kısaca tarihselleştirmenin Türkiye toplumuna özgü bir görünüşü, başka birçok toplumsal özellik gibi, kuşkusuz mevcuttur; hatta sosyal antropolojik köklere kadar varan bir özgün açıklama zinciri kurulması da mümkündür…