| Yazar | : | Vedat Günyol |
| Yayın Tarihi | : | Nisan, 1989 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 223 |
| Ölçü | : | 12 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Çağdaş Yayınları |
Giderayak diyorum ya, aslında büyüğünden küçüğüne bütün insanların yazgısı bu. Hepimiz, küçücük yaşlardan, taş çatlasa yüz bilmem kaç yaşına dek giderayağız. Bugün var yarın yoğuz. Katı bir doğa yasası bu. "Doğduğumuz an, ölüme atılmış bir adımdım' diyor Voltaire. Bir de yetmişlerini bulmuş (benim gibi) bir insanı düşünün. Nice nice adımlardan sonra, onun giderayağı, ha geldi ha geliyor beklentisi, tedirginliği içinde, günden güne, saatten saate, dakikadan dakikaya yaşanılan ürkünç bir giderayaktır. On, on beş, yirmi otuz yaşların ölüm düşüncesine uzaklığı ile yetmişlerin yakınlığı arasındaki yabancılığı göz önüne getirirseniz, anlarsınız biz yaşlıların bilinçli çaresizliğini.
İnsan her yaşta ölebilir, kabul. Ama örneğin bir kanser hastasının, bir yaşlılık hastasının (yaşlılık bir hastalıktır çünkü), ölüm yıldırısıyla burun burunalığı, hayli farklı olsa da, bir yerde aynı kapıya çıkıyor: yok olup gitme düşüncesinin korkunçluğunda. Çünkü ölüm ötesi bilinmiyor. Dünya kuruldu kurulalı, hiç haber gelmiş değil öte dünyadan.
Öte dünyaya, ya da öbür dünyaya inanmayanların başında Yunus Emre geliyor. Aslında inanmıyor değil, inanmak istiyor. Ama kanıt bulamıyor ve şöyle diyor, sahici bir dünya özlemi içinde:
Yalancı Dünyaya konup göçenler Ne söylerler ne bir haber verirler Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler.
Evet, ölüm ötesinden bugüne değin hiçbir haber gelmiş değil. Kutsal Kitapların cennet-cehennem savları masal olmaktan öteye gitmiyor.
Bilim, adım adım gizleri çözme, giz perdelerini aralama yolunda ilerliyor. Bilim, yerin altıyla değil üstüyle ilgili, yani üstünde yaşadığımız somut dünyayla. '
Her ne kadar Namık Kemal, "hamasi" bir coşkuyla "altı da bir üstü de birdir bu yerin…' demişse de…