| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 294 |
| Ölçü | : | 13 x 19 cm |
| Yayınevi | : | Haziran Yayıncılık |
12 Mart 1995 akşamındaki kontrgerilla saldırısıyla Türkiye, Gazi'yi konuşmaya başladı.
Kahvehanelerin taranması, Halil Dede'nin öldürülmesi, saldırganların "kurt" işareti yapmaları, polisin katillerle işbirliği konuşuluyordu.
Ama aynı akşam değişti konuşmalar.
Artık asıl konuşulan, saldırı değil, Gazi halkının bu saldırıya verdiği karşılıktı.
Gazi'nin yoksul emekçi halkı ayaklanarak cevap verdi bu saldırıya.
Ve Gazi Ayaklanması, o günden bu güne sözlerin "Gazi'den sonra..." diye başladığı bir dönüm noktası oldu.
Ayaklanmanın üzerinden bir yıl geçti. Ayaklanma sırasında ve bu bir yıl boyunca, izlenen politikalar herkesin yerini, konumunu bir anlamda yeniden belirledi. Ayaklanma ve devamındaki 1 yıl bu anlamda denilebilir ki, devlet açısından da, sol açısından da ülkemiz devriminin belirleyici süreçlerinden biri oldu
12 Mart'ta Gazi'nin emekçi halkına saldıranlar bir öfke, bir tepki bekliyorlardı kuşkusuz. Ama bekledikleri bu kadar değildi.
Devlet şaşkındı.
Sol, faşist saldırılara dur demek gerektiğini, direnmek gerektiğini hep söylüyordu zaten. Ama emekçi halkın bunu ne kadar yapabileceğine dair çok da iyimser değildi.
Sol da şaşkındı.
Gazi Mahallesi'nin ve ardından Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi'nin, Nurtepe'nin, Okmeydanı'nın, Alibeyköy, Armutlu emekçilerinin, devletin polisi, askeri, panzeri üzerine onlarca şehit pahasına, dindirilemeyen bir öfke ile yürümesi, halkın faşizme nefretinin, özgürlük tutkusunun ve savaşma ruhunun çarpıcı bir göstergesi oldu.