| Yazar | : | Gül İrepoğlu |
| İsbn | : | 978605111926 |
| Yayın Tarihi | : | Mayıs, 2009 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 319 |
| Ölçü | : | 14 x 23 cm |
| Yayınevi | : | Doğan Kitap |
Giysilerin her biri kullanıldıktan sonra yaşamdan çıkıp gider mi? Yoksa bir süre de olsa sererek kuşanılan bir kabuk gibi hep sahibinin bir parçası kalarak, iz bırakarak, hoş kokulu bir hatıralar demetini mi kucaklar?
Tıpkı eski bir yüz gibi, eski bir müzik gibi, eski bir koku gibi, eski bir tat gibi, eski bir giysinin ateşlediği o geri dönüşler... Beklenmedik ayrıntıların öne çıkarak bir gülümseyişe, ya da hüzne yöneltmesi...
Herkesin yaşadığı.
Bir kadının giysileri, annesinin giysileri, teyzesinin giysileri, bebeğinin giysileri, arkadaşının giysileri, dergideki mankenin giysileri, filmdeki aktrisin giysileri, romandaki kahramanın giysileri… Hayran oldukları, nefret ettikleri, şaşırdıkları, özledikleri... Bir yaşama eşlik eden, bir kenti yaşayan giysiler... Adım adım sokaklarda, sahillerde, vapurlarda, bahçelerde, evlerde, okullarda o kent.
Kent giysilere yansır mı? İstanbul yansımış.
Kent adım adım izlemiş giysileri, ya da giysiler kenti.
Birbirinden koparmak olanaksız.
Bellekte yer edinen tüm giysiler kâh dingince, kâh çağlayarak akan o nehir benzeri anılar silsilesinde yerlerini almış, mekânlarına kurulmuş... Üst üste yığılınca bir kişisel tarihe; öznel bir yakın tarihe dönüşüyorlar, onları taşıyan ve çevreleyen kişilerle, giyildikleri ortamla ve elbette kentle birlikte.
Bir elbise, bir kumaş, bir saç modeli, bir renk, bir küpe, bir kemer tokası, bir düğme, bir ayakkabı ansızın yüreğin derinliklerinden bir hayali canlandırıp, geçmişteki o yaşantıya dokunuveriyor, bazen parlak fiyonklarla bezenen, bazen de simgesel fiyonklarla kuşatılan ya da olmadık yerlerde bağlanıp düğüm olan...
Meğer ne çok fiyonk varmış giysilerimizde, anılarda, İstanbul'da...