| Yazar | : | Vicente Blasco Ibanez |
| İsbn | : | 9789944880688 |
| Yayın Tarihi | : | Nisan, 2007 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 166 |
| Ölçü | : | 13 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | T. İş Bankası Kültür Yayınları |
Yıl 1907, Ağustos ayı sonları.
Sirkeci İstasyonu'nda Orient Express'ten bizim buralarda alışılmadık, çok özel bir yolcu iniyor: Akdeniz'in öbür ucundaki İspanya'nın Valencia kentinden gelen radikal politikacı, ateşli hatip, gazeteci, serüvenci ve yazın adamı, ünlü romancı Vicente Blasco İbanez.
Yüzlerce yıl Hıristiyan alemine dehşet saçarak Orta Avrupa'nın içlerine kadar ulaşmış, Şarlken Çağı'nda Viyana kapılarına dayanmış, Mağrip'te İspanyol İmparatorluğu'na komşu, Akdeniz'de hasım olmuş, şimdiyse Avrupa'nın "ulu hastası" olarak nitelenen altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğu trajik çöküntüsünün son aşamasına doğru ilerlemekte. Avrupa'daki toprakların büyük bölümü kaybedilmiş, Balkanlar'da o zamana değin adı duyulmadık yeni krallıklar kurulmuş, onları koruması altına alan Ruslar "93 Harbi"nde başkent kapılarına kadar gelmiş, güçlükle durdurulmuşlar. Ülke içinde ve dışındaki Osmanlılar, yöneticiler olsun, aydınlar olsun, her biri kendince felaketi göğüslemeye, kaçınılmaz yazgıyı değiştirmeye çabalıyorlar. II. Abdülhamit hükümdarlığının başkenti, İstibdat İstanbullu, "Büyük Güçlerin" gözetimi altına girmiş, Galata'da ve limanda demirli gemilerde Düvel-i Muazzama'nın bayrakları rengarenk dalgalanıyor.
Aslında otuz yılı aşkın süreyle, idamlar, hapisler, zindanlar, sürgünler pahasına gelişmiş bir muhalefetin sonucu olan İttihatçı Hareketi Avrupa'da olgunlaşmış durumda, II. Meşrutiyet'in ilanına yalnızca on bir ay var. Bir yıla kalmadan Devletin doruğunda her şeyi değiştirecek bir siyasal hareket gerçekleşecek, İmparatorluğun Avrupa modeline uygun bir anayasal monarşiye dönüştürülerek çöküşün eşiğinden döndürülmesine çalışılacak ve hareketin halk yığınlarını etkileyen kapsamlı toplumsal sonuçları görülecek.
Ama şimdi, 1907 Ağustosunda, İstanbul dışardan bakıldığında, yüzlerce yıl boyunca derinlere kök salmış İslami gelenekleriyle, yakın denecek zamanların zoraki ve yüzeysel Batılılaşması arasında, köklü bir değişikliği hiç akla getirmeyen, hep kendi kendine denk, öylece sürüp gidecekmiş gibi gözüken, bir Avrupalı açısından benzeri görülmedik bir durağanlık dünyası...