| Yazar | : | Zuhuri Danışman |
| Yayın Tarihi | : | 1970 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 256 |
| Ölçü | : | 135 x 195 cm |
| Yayınevi | : | Zuhuri Danışman Yayınevi |
Bizans sokakları sanki bir nehir gibi… Birbirini ite kaka, güle oynaya Sirk'e doğru giden bir insan akını.
Bizanslılar eğleniyor. Sirk'te eğlence var. Kayzer Konstantin sevgili tebaasının eğlenmesini istiyor. Bizans halkı, yakınlarında dolaşan tehlikenin hiç farkında değil. Kimse gelecek günü düşünmüyor. Bizans, günü gününe yaşıyor.
Fırtınaya tutulmuş bir yaprak gibi, bu kalabalığın arasında garip bir adam var. Nereye gittiğini, ne için gittiğini bilmeksizin. O da bu kalabalığa karışmış söylen söylene, etrafındakilere bağıra çağıra ilerliyor.
Bu garip delikanlı, Ulubatlı Hasan'dır. Hasan kendi kendine durmadan söyleniyor:
"Tam ocağına düşmüşüm. Eğer her gün bu memleket böyle ise... Bizim memlekette panayır dediğin senede bir kere olur. Burada galiba her gün panayır var. Kafam kazana döndü. Bu deliler güruhu acep nereye gidiyor? Gide gide bir yere varacağız ya... Hayırlısı.'
Ve Hasan, bazan ayakları yerden kesilerek ilerliyor.
Nihayet sirke girdi. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Bu, ne muhteşem yerdi!.. Etrafına bir göz gezdirdi. Belki kırk elli bin kişi vardı. Ve bu kalabalık kulakları sağır edercesine bağrışıyordu.
Bir anılık, umumi bir sükût hâsıl oldu, Hasan, bu ani sükûttan şaşırdı. Ne oldu diye etrafına bakındı. Vakıa birçok kimseler, bilhassa kadınlar kendisine bakıyorlardı ama asıl herkesin baktığı taraf, sirkin en süslü olan yeriydi.
İmparator ve maiyeti erkânı gelmişti. Garip bir tesadüf eseri olarak Hasan da imparatora en yakın yerde bulunuyordu. İmparator ve maiyetinin süslü ve muhteşem elbiselerini gören Hasan daha dikkatle etrafını süzmeğe, başladı. Kendi kendine:
"Bu adam varını yoğunu elbisesine sarfetmiş galiba...'