| Yazar | : | Bahattin Öztuncay |
| İsbn | : | 9752960502 |
| Yayın Tarihi | : | 2006 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 393 |
| Ölçü | : | 24 x 33,5 cm |
| Yayınevi | : | Aygaz |
(1. Ciltten Devam)
.........................................
Okuyucu, bu sayfalarda, ilk kez ortaya çıkarılan bilgi ve belgeler yanında, çoğu daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış ve fotoğraf yönteminin "taş devri" sayılabilecek ilk yıllarına ait, birbirinden nadir, İstanbul görüntülerini ve insan portrelerini izleme imkânını bulacaktır. Bunu izleyen bölümlerde, resmi görevlerle İstanbul'da çalışmakta olan ve fotoğrafçılığı bir yan uğraş olarak sürdüren İngiliz asıllı gravür sanatçısı, Osmanlı darphanesinde başhakkâk James Roberts ile Fransız mühendis Edalarda de Caranza'nın yaşamları hakkında detaylı biyografik bilgiler verilmiş, her iki sanatçının da yurtiçinde ve yurtdışında, hem kurumsal, hem de özel koleksiyonlarda bulunan çalışmalarından en etkileyici örnekler ortaya konmuştur.
Osmanlı fotoğraf tarihinde Viçen Abdullah'ın ve Vasilaki Kargopulo'nun saray fotoğrafçılığı çerçevesindeki uzun süreli çalışmalarıyla ayrı bir konumları bulunmaktadır. Her iki fotoğrafçıyı da bu unvanlarından ancak ölüm ayırabilmiştir. Osmanlı döneminin gelmiş geçmiş en büyük fotoğraf sanatçısı Viçen Abdullah, bu araştırma sayesinde fotoğraf sanatındaki gerçek yerine kavuşacaktır. Viçen, "Abdullah Biraderler" firmasının kurucusu ve tam kırk yıl süresince lideri olmasına rağmen, yaşamının son dönemlerinde Müslümanlığı kabul etmesi nedeniyle, tipik bir "ostrasizm" kurbanı olarak cemaati tarafından dışlanmış ve 20. yüzyılda yapılan birçok yayında kardeşler arasında, hiç de hak etmediği bir biçimde arka plana itilmiştir. Bu bölümde ortaya çıkarılan, bilgi, belge ve orijinal fotoğraflar, Abdullahlarla ilgili her şeyi, gerektiği gibi yerli yerine oturtacaktır. Benzer bir durum da Vasilaki Kargopulo için geçerlidir. Kargopulo da Ortodoks dininden ayrılmış ve açıklanmamak şartıyla Müslümanlığı kabul etmiş olması yüzünden, ölümünden sonra unutulmaya terkedilmiş, sanatçının kimliğine ve geride kalan çalışmalarına cemaati tarafından sahip çıkılmamıştır. Bu satırlardan Osmanlı İmparatorluğu'nda saray fotoğrafçısı olabilmek için sultanlar tarafından Müslümanlık dinine geçilmesi gibi bir şart ortaya konulduğu anlamı kesinlikle çıkarılmamalıdır...