| Yazar | : | Münevver Ayaşlı |
| İsbn | : | 975-362-647-9 |
| Yayın Tarihi | : | Mart, 2002 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 255 |
| Ölçü | : | 13,5 x 21 cm |
| Yayınevi | : | Timaş |
Dem bu dem
Devran bu devran
Mest-i hayranız bugün
Terk-i mesti eyleyen aşıklarız
Geldik bugün...
UZUN zamandan beri, canım kadar sevdiğim aziz İstanbul hakkında bir yazı serisi kaleme almak istiyordum. Fakat mevzuun azameti karşısında irkiliyor, haşyet ile geri çekiliyordum.
Mamafih yazmak istediğim İstanbul'un hikayesi öyle derin bir yazı olmayacaktı. Tanzimat sonrası İstanbul'unun hafif ve zarif kıssaları, nükteleri, rivayetleri, efsaneleri, hatta dedikodularıyla bu muazzam şehrin bir masalı olacaktı.
Fakat neticede böyle olmadı. İstanbul'un şen, şuh bir hikayesi yerine, Cenab-ı Hak lütfetti, kerem etti, inayet etti, bize cesaret verdi ve biz, tarihi ve felsefesi ile İstanbul'u yazmaya koyulduk. . Kalem bize değil, biz kaleme tabi olduk, ram olduk. .
Dem bu dem
Devran bu devran
Evet, büyük çark dönmekte, ezelden ebede kadar döneceği gibi... Tertib-i ilahı bu, kimse karşı duramaz! .
Feleğin bu çarkı içinde, bir an bile olsa bizim ve bizim gibi kimselerin çok kısa ve küçük ömürleri de beraber dönüyor. Binaenaleyh bu devran ve bu dem içinde kendi hayat hikayelerimizi tamamıyla ayırma imkanı yok, bu suretle bir "otobiyografi" meydana gelmiş oluyor. Bunun için okuyucularımıza özür beyan eder ve bizi bağışlamalarını rica ederiz.
Ayrıca, her yazımızda üzerinde ısrarla durduğumuz gibi, bu yazımızda da yine tekrar ediyoruz: Biz tarihçi değiliz ve tarih yazmıyoruz. İnsanların hayat hikayelerini kaleme aldığımız gibi, bu sefer de bu azametli şehrin, bu emsalsiz metropolün bir anlık hayat hikayesini yazıyoruz.