| Yazar | : | Yümni Sedes |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 177 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Akba Kitabevi |
Yarım saat sonra muhteşem Hong-Kong otelinde çantalarımı açmakla meşgulüm. Port Sait'ten beri üç hafta süren bu deniz yolculuğu epey yorucu. İnsan karada gezmek ihtiyacını duyuyor. Bütün günü şehri gezmekle geçireceğim. Öğle yemeğini yedikten sonra, vapurda tanıştığım ve Singapur'a gitmeden önce uzun seneler Hong-Kong'da bir ticaret müessesesinin mümessili olarak yaşamış olan İngiliz ahbabımla yola çıktık. Sokakların hep asfaltlı olması, binaların ihtişamı, dükkânlarda teşhir edilen eşyanın güzelliği insanın adeta içini açıyor. Kemerler altında bulunan antikacılar fildişi oymalarını, heykelleri ve kutuları camekânlarına sıralamışlar. İnsanın gözü şeffaf pembe çakmak taşından oyma ilahelere ve Budalara takılıyor. Daha ilerde kuyumcuların camekânlarında hatıra hayale gelmeyen taşların ateşi bir yanardağın alev çağlayanı gibi akıyor. Bazı taşlara baktıkça bunların bukalemun gibi renk değiştirdiklerini görüyorum. Gene kemerlerin içinde sıralanan aşçı dükkânlarını buluyoruz. Kâselerde yabani muşmula usaresi içinde pişirilmiş ördeği, kırlangıç yuvası çorbasını, deve kuyruğu lokmalarını ve köpek balığı kanatlarından yapılan sulu yahniyi hayretle tetkik ediyorum. Şimdi Opera - Komik dekorlarına benzeyen sivri damlı ve gece olmadığı halde yeşilli kırmızılı elektriklerle aydınlatılmış bir pagodun önüne geliyoruz. Kapılarda kaynaşan halk birbirini ite kaka içeriye doğru sel gibi akıyor. Ahbabım gülümseyerek:
- Gelin, diyor, evvela sizi Çin tiyatrosuyla tanıştırayım."