| Yazar | : | Sedad Hakkı Eldem |
| Yayın Tarihi | : | 1979 |
| Dil | : | Türkçe+İngilizce |
| Sayfa Sayısı | : | 398 |
| Ölçü | : | 24 x 34 cm |
| Yayınevi | : | Aletaş Alarko Eğitim Tesisleri |
Avrupalı gezgin ve tarihçilerin anlatımlarına göre tanıdığımız Boğaziçi, esas olarak 18. yüzyılda kişiliğini bulmaya başlayan bir Türk mimari yaratığıdır. Türklerin fethinden önce ise, bu bölge şehirden uzak, şuraya buraya serpilmiş küçük balıkçı köyleri ve terkedilmiş Manastırların bulunduğu bir doğa parçasından ibaretti.
Türkler tarafından bayındır hale getirilen, dünyada eşi veya benzeri olmayan, 20 kilometre uzunlukta, ortalama 1 - 1,5 kilometre genişlikteki deniz yolu, olağanüstü genişlikte bir cadde gibi sıra ile birbirinden güzel yalılar ve saraylarla çevrili idi. Bunlar hemen hemen kesintisiz bir dizi halinde kıyı boyunca sıralanmıştı. Arkalarını küçüklü büyüklü korular, çeşitli köşk ve pavyonlar almaktaydı. Her taraf yeşilliklerle bezenmişti. Gene yer yer bazı tepelere fıstık ağaçları dikilmiş, bunlar bir köşk veya bahçenin çevresini sarmıştı. Büyüklü küçüklü vadi ve dereler arazi içine gömülmekte ve Boğaz bölgesini genişletmekte, böylece çayırların ta dibinden ve uzaktan Boğaz'ın sularını görmek mümkün olmaktaydı. Aklımıza Göksu, Beykoz, Büyükdere, İstinye ve Baltalimanı çayırlarının Boğaziçi'nden başlayarak arazi içine doğru uzanış ve yayılışları gelmektedir. Bunlar büyük arazi kümeleriyle çevrilmiş ve yer yer taş sofalar, çeşmeler ve köşklerle zenginleştirilmiştir. Buraları İstanbul'un doğal parklarıdır. Diplomasız Türk şehircileri burada da büyük bir yetenek ve anlayışla davranmışlar, doğayı zorlamamışlar, aksine tüm güzelliklerini görünmez bir elle belirginleştirmeyi bilmişlerdir. Bunun ne demek olduğunu, bugün park yapmak amacıyla el attığımız alanların ne kadar yapma bir durum aldıklarını gözümüzün önüne getirerek daha iyi anlayabiliriz. Boğaziçi, yalıları, köyleri, park ve çayırlarıyla haklı olarak döneminin en görkemli su yolu durumunda idi. Karşılıklı kıyılarının kilometreler boyunca birbirinden farklı ve hep sürprizler yaratarak uzanmaları, Boğazı benzersiz bir duruma getirmişti. Boğaziçi en parlak durumunu resimlerini sunduğumuz dönemde, yani 19'uncu yüzyıl ortalarında bulmuştur. Eski eserlerin çoğu mevcut, yalılar ve köyler ise gelişmelerinin en üst düzeyine erişmiştir...