| Yazar | : | Yılmaz Öztuna |
| İsbn | : | 9754370061 |
| Yayın Tarihi | : | 1987 |
| Dil | : | Türkçe |
| Ölçü | : | 12 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Ötüken Neşriyat |
1876 Türkiye'si 11.827.170 kilometrekare üzerinde 64.343.000 nüfusu barındırıyordu. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bu ihtiyar devlete Avrupalılar "Türkiye" veya "Osmanlı İmparatorluğu" diyorlardı. Türklere göre ise adı sadece "Devlet-i Aliyye" yani "Yüce Devlet" idi. Kendilerininkinden başkasını devlet yerine koymayan, bir zamanların Türklerinin zihniyetlerini yansıtan bir isimlendirme idi. Halbuki o zamanlar mazi olmuştu...
1074'te kurulan Türkiye Devletinin Selçukoğulları'ndan sonra ikinci büyük hakanlık (imparatorluk) hanedanı, Osmanoğulları idi. Osmanoğulları'nın atası Gazi Ertuğrul Bey, ahlak çerçevesindeki atalar toprağını bırakmış,1231 yılında bugünkü Bilecik - Eskişehir - Kütahya illerinin kesiştiği yöreye yerleşmişti. Oğuzların, yeni adlarıyla Türkmenlerin 24 boyu içinde en soylusu ve hakanlık boyu sayılan Kayı'lardan bir oymağın beyi idi. O sırada Türkiye tahtında, Konya'da oturan Selçuklu padişahı Büyük Alâeddin Keykubad, Ertuğrul Bey'e o çevreyi yurt olarak geri vermiş, Bizans (Doğu Roma) imparatorluğu sınırının kesiminin koruması ve genişletilmesi görevini tevdi etmişti. Ertuğrul Bey, Söğüt kasabasını Bizanslılardan fethederek kendine merkez yapmıştı…