| Yazar | : | Kolektif |
| İsbn | : | 9789757363675 |
| Yayın Tarihi | : | Temmuz, 2008 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 180 |
| Ölçü | : | 14 x 23 cm |
| Yayınevi | : | İstanbul Kültür Sanat Vakfı |
Öncelikle Beyoğlu alanı için, çok yeni anlamda da olsa Galata'dan söz etmek gerekir. Galata'nın tarihi, karşısındaki tarihi yarımada gibi Bizans'a dek uzanıyor ve elverişli konumu nedeniyle limanı her zaman önem taşıyor Galata'nın en ünlü ilk sakinleri, buraya 12. yüzyıl sonlarında yerleşen Cenevizliler, Cenovalılar.
Cenevizliler, özellikle 13. yüzyılda İstanbul'un Latinlerden geri alınmasından sonra Bizans'tan çok özel haklar elde ediyorlar ve imparatorluğun zayıflığından yararlanarak bölgelerinin sınırlarını genişletip etrafını surlarla çeviriyorlar... Bölgeyi sınırlamak açısından surların varlığı önemli; başta 7 hektar olan yerleşme alanını, yasal ve yasal olmayan yollarla 37 hektara çıkarıyorlar ve Cenevizliler için Galata, yakın doğudaki Ceneviz egemenliğinin dayanak noktası oluyor. Fetihten sonra bölgenin sahibi kuşkusuz Osmanlı Devleti'dir. 15. yüzyılın ilkyarısında Galata, ticaret limanı olarak önemini korumayı sürdürürken, gemi ve bakım onarım tesisleri yönünden Marsilya, Venedik, Cenova gibi diğer Akdeniz limanlarından farksızdır. Bu tarihlerde Batılı tüccarlar, Galata'ya yerleşmeye başlamaktadırlar. Bölge, kentsel düzeni ve yapılarıyla dönemin Akdeniz kentlerinin tipik özelliklerini taşımaktadır. En etkileyici mimari öğesi de yaklaşık 2 metre kalınlığında, 2,8 kilometre uzunluğunda ve yukarıda da belirtildiği gibi 37 hektarlık alanı sınırlayan surları ve surların önünde Azapkapı, Şişhane, Galata Kulesi, Tophane arasında yer alan 15 metre genişliğindeki hendektir. 16. yüzyılın ilkyarısında, Matrakçı Nasuh'un minyatüründe Galata, tarihi yarımadanın karşısında, deniz ve kara surlarıyla çevrili üçgen bir alandır. En üst noktada Galata Kulesi yer almakta, evler de aralarında dinsel yapılarla bu noktaya doğru yükselmektedir. Ayrıca bölge içinde Galata'yı üçe ayıran iç surlar bulunmaktadır. Galata Kulesi'nin arkasında geniş bir düzlük ve bağlık bahçelik bir alan yer almaktadır. Dönemin kaynaklarında Pera Bağları adıyla anılan bu bölgenin Haliç, Boğaziçi ve Marmara'ya açılan manzarası ile -hep böyle söylendiği için tırnak içinde söylüyorum- "kentin en hoşa giden yeri" olduğu yazılmaktadır…