| Yazar | : | Erendiz Atasü |
| İsbn | : | 9754949123 |
| Yayın Tarihi | : | Kasım, 2000 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 274 |
| Ölçü | : | 13 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Bilgi Yayınevi |
Adalet Ağaoğlu'nun son romanı "Hayır... "ı çok sevdim.
Bir bakıma öznel nedenlerle. Yaşlanmayla ilgili kendi duygularıma ve sağır bir toplumun aydını olmanın getirdiği yalnızlığıma rastladım bu kitapta. Ve başka nedenlerle. Roman, belli bir mekânda tek başına devinen bir insanın gündelik, sıradan edimlerine bir fon müziği gibi eşlik eden düşüncelerini, anılarını, hayallerini, usta bir yönetmenin kamerası gibi, geri dönüşler, ileri sıçrayışlarla olanca çeşitliliğiyle verebildiği için. Hiç görmediğim İskandinavya'nın puslu, solgun kar ışığını, çok iyi bildiğim Ankara'nın kömür karası, kükürt sarısı ve çamur bozuna boyalı kar karanlığını aynı canlılıkla gözlerimde canlandırabildiği için. Ve hepsinden çok, yazınımızda sık rastlanmayan düşünceyi -eleştirel düşünceyi- ince bir duyarlıkla sarmalayıp yeniden romanımıza getirdiği için.
Türkiye garip bir ülke. Bireşimini başaramadığımız doğulu ve batılı yanlarımızın garip alaşımına kapanmış, dünyanın geri kalanından kopmuşuz. Her an patlamaya hazır nükleer çağ bizim zamanımız değil sanki; ya da cicilerini kullanmaya pek meraklı olduğumuz teknoloji bizim maddi hayatımızın temelini oluşturmuyor. Salt bunlara değindiği için bile önemli bir kitap "Hayır". Belki, biraz da dünyanın çoksesliliği bir türlü bizim atmosferimizde yankılanamadığından, karşı çıkışlarımız bile belli kalıplar içine sıkışmaya yatkın. Karşı düşüncelere bile belli etiketler yapıştırmaya ve bu tavrımızı sorgulamamaya eğilimliyiz. "Direnmek", "umudu yitirmemek" karşı çıkmanın tartışılmaz biçimleridir bizim için. Dillerde yinelene yinelene anlam aşımına uğramış sözler. "Kaçmak"sa hep, "Kaçmak çözüm müdür"ü çağrıştıran sevimsiz bir eylem. Kesin umutsuzluktan, topyekûn yadsımadan bambaşka bir direnmenin doğabileceğini, kaçışın karşı koyma anlamına gelebileceğini; intiharın her zaman bir kaçış, çözülemeyen sorunların tutsaklığı, hayata karşı edilginliğin ve kabullenişin dip noktası olmayıp, düpedüz aktif bir protesto eylemi, seçilmiş, gerçek ve sonsuz özgürlük olabileceğini aklımıza getirmeyiz.