| Yazar | : | Önder Şenyapılı |
| Yayın Tarihi | : | Mayıs, 1989 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 352 |
| Ölçü | : | 13 x 26,5 cm |
| Yayınevi | : | Sanat Yapım Yayıncılık |
Sanat Yaşamında eleştirmenlerin gerekli olduklarına inanıyorum. Yapıt üretme süreci değerlendirme süreci ile tamamlanır. Ardından duyurma gelir, gündeme. Değerlendirme ve duyurma (ve sunma) iç içe gerçekleşebilir. Sanat dünyamızda bu işleve iyi örnekler vermeğe başlayanlar var. Bunlardan biri ve sanırım başta geleni Önder Şenyapılı'dır. Şenyapılı, Fikret Adil'in elli yıl önce İstanbul'da üstlendiği bir misyonu, özellikle günümüz Ankara'sının kat kat daha canlı ve zengin sanat etkinliklerine günü gününe yetişmeğe çalışarak üstlenmiş görünüyor.
Bugün plastik sanatlar yaşamımızda ve daha çok resim alanında, doğal bir gidiş izleyen bir gelişme, büyümeden çok, bir 'doping' uzmanlaşmasına koşut olarak yer yer belirgin bir yozlaşma, kokuşma belirtileriyle karşılaşılsa da, aslında sanat yazarlığının, tıpkı sanatçılık gibi, bir gönül işi, bir tutku ve inanç konusu olduğu söylenebilir. Geçmişte ve günümüzde gerek bizde, gerek yabancı ülkelerde, sanat yazarlığında, eleştirmenlikte başarılı olanların özelliklerinden başta geleni sanatı sevmektir, kuşkusuz. Sanatçılarla düşüp kalkmaktan, onlarla dostluk etmekten hoşlanmak da çok önemli bir koşuldur. Sanatçılarla dostluk etmek öğretici ve eğiticidir. Örneğin, resim dilini ressamlarla bir arada yaşamadan, boya koklamadan öğrenmek, resmin iyisini sıradan olanından ayırdetmek mümkün değildir. Bu nedenle olmalı ki, bazı ülkelerde sanat eleştirisi başlı başına bir anabilim dalı olarak Güzel Sanatlar Fakültelerinin içinde, resim ve heykel gibi bölümlerin yanı başında yer almıştır. 1985 yılında ziyaret ettiğim Leningrad Güzel Sanatlar Üniversitesinde durum böyleydi. Bu üniversitenin Sanat Eleştirisi öğrencileri ders saatlerinin önemli bir bölümünü resim ve heykel öğrencilerinin yanı sıra atölyelerde geçirmek zorundaydılar. Belki de en sağlıklı ve isabetli eleştiri yazılarının, değerlendirmelerin ciddi bir resim öğrenimi görmüş ressam yazarlar, ya da en azından bir zamanlar resim yapmak istemiş ve bunda bir hayli yol almış olduğu halde sonradan sanat yazarlığına yönelmiş kimselerce yazılmış olması böyle bir ilişkinin gerekliliğini haklı çıkarmıyor mu?.. Turan Erol