| Yazar | : | Hasan Kuruyazıcı |
| İsbn | : | 9786058990050 |
| Yayın Tarihi | : | Aralık, 2010 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 167 |
| Ölçü | : | 23,5 x 30,5 cm |
| Yayınevi | : | Uluslararası Hrant Dink Vakfı |
Kayıtlardan bildiğimize göre Osmanlı Devleti'nin saray ve kamu binalarının yapımında eskiden beri Ermeni mimarlar da görev almışlardı. Bu tür inşaatları yöneten Hassa Mimarları Ocağı kadrosunda gayrimüslimler arasında her dönemde Ermeni mimarlar da bulunurdu. Bu ocağa küçük yaşta alınan gençler usta-çırak ilişkisi içinde yetişiyorlardı. Yani Hassa Mimarları Ocağı bir yandan da bir çeşit mimarlık okulu gibi çalışıyordu.
Osmanlı Devleti'nde daha 18. yüzyılda, Avrupa örnek alınarak çeşitli alanlarda değişikliklere gidilmeye başlanmıştı. Mimarlıkta da, daha sonra Osmanlı Baroğu diye anılacak yeni bir üslubun ilk örnekleri bu yüzyılda görüldü.
Yine de devletin kararlı bir biçimde Batı normlarına yönelmesi 19. yüzyılda gerçekleşti. 1839'daki Tanzimat ve 1856'daki Islahat fermanları bu hareketin en önemli dönemeç noktalarını oluşturur Batı'dan gelen değişiklik rüzgârı her alanı olduğu gibi mimarlığı da etkilemeyi sürdürdü ve 19. Yüzyıl Osmanlı mimarlığında bir değişim dönemi oldu. Yönetim, hukuk, eğitim, sağlık, toplumsal yaşam vb gibi alanlardaki yenilikler, çeşitli yeni bina türlerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Geleneksel saray mimarisinin bir örneği olan Topkapı Sarayı daha 19. yüzyılın ilk yarısında terk edilmişti; bundan sonra 'Avrupai' tarzda yeni saraylar yapılmaya başlandı. Avrupa devletleri elçiliklerini Pera/Beyoğlu semtine taşıyorlar ve kendi gönderdikleri mimarlarına kendi ülkelerinde geçerli olan mimari üsluplarda yeni sefarethane binaları inşa ettiriyorlardı. Rum ve Ermeni cemaatleri, Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla sahip oldukları haklardan yararlanarak eskiden yapamadıkları büyük boyutlu, kubbeli, çan kuleli kiliseler inşa etmeye başladılar…