| Yazar | : | Nazır Şentürk |
| İsbn | : | 9789752935402 |
| Yayın Tarihi | : | Şubat, 2007 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 224 |
| Ölçü | : | 14 x 23 cm |
| Yayınevi | : | Doğan Kitap |
Babıali, "yüksek kapı", "yüce kapı" anlamına gelir. Bu deyim, Osmanlı döneminin en büyük rütbesi olan "sadaret" makamı için kullanılmıştır. Kapı kavramı İstanbul şehrinde, Roma, Bizans çağında, hatta daha önce Pers işgallerinde de iktidar gücünün simgesi olarak kullanılmıştır.
"Kapı" deyimi hükümdar sarayından sonra onun mutlak vekili olan sadrazamların konutu için de kullanılmış ve buraya, "paşa kapısı" denilmiştir. Osmanlı döneminde devletin maliyesini yöneten defterdarın sarayına, "defterdar kapısı" şeyhülislamların oturduğu yere, "fetva kapısı" ve "babı fetva"; yeniçeri ağasının oturduğu konağa da, "ağa kapısı" denilmiştir. Osmanlı toplumunda asıl ve tek güç hükümdardı ve onun oturduğu saraydı. Padişah sarayında belli günlerde bir hükümet toplantısı yapılıyor ve buna sadrazam başkanlık ediyordu.
Hükümdarın kendi mührünü vererek yetkili kıldığı adam olan sadrazam, gücünü bu efendisinden almaktaydı ve her yetkisi, o iradeyle sınırlıydı. Onunla başlar, onunla devam eder ve onunla biterdi. Sadrazam hiçbir kurala ve herhangi bir disipline bağlı olmadan, ikinci derece işleri kendi özel konutundaki toplantılarda çözümleyebiliyordu. Fakat bu dekor sadece arkadaki asıl sahne olan hükümdar sarayının bir gölgesinden ibaretti.
Osmanlı'da, 1700'lü yılların başına kadar sadrazamların özel konutları dışında bir makam yeri de yoktu. Evlerinde bazı işleri kurul halinde yürütmekteydiler. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahların kişilikleri, fiziksel ve entelektüel güçleri ve yetişme biçimleri devlete ve topluma yön verdiği gibi saray ile Babıâli ilişkilerini de belirlemiştir. Dönemine göre bunlardan biri öne çıkıp, öbürü geri planda kalmıştır. "Babıâli, yani hükümet kapısı" sadrazam ister evinde, ister sarayın yakınında olsun sürekli olarak padişahın durumuna göre konum almıştır. Sadrazamlar kimi zaman sönük ve ikincil, kimi zaman da parlak ve ön planda olmuşlardır.
İstanbul'un fethinden (1453) XVIII. yüzyıla kadar geçen yaklaşık 300 yıllık süre içinde Osmanlı'da sadrazam olanlar, devlet işlerini kısmen kendi konaklarında yürütmüşlerdir. Bu o kadar yerleşmiş ve alışılmış bir düzendir ki sadece veziriazamların kışlık konutlarıyla da...