| Yazar | : | Nazır Şentürk |
| İsbn | : | 9786051110141 |
| Yayın Tarihi | : | Kasım, 2008 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 156 |
| Ölçü | : | 14 x 23 cm |
| Yayınevi | : | Doğan Kitap |
"Babıali; "yüksek kapı", "yüce kapı" anlamına gelir. Bu deyim, Osmanlı yönetim düzeninin "en büyük rütbesi", "sadaret" makamı yerine kullanılmıştır. Kapı kavramı; İstanbul şehrinde, Roma Bizans çağında, hatta Pers işgallerinde bile, iktidar gücünün simgesiydi.
"Kapı" deyimi padişah sarayından sonra onun mutlak vekili olan sadrazam konutları için de kullanılmış; "paşa kapısı" denilmiştir. Osmanlı döneminde devlet maliyesinin yönetildiği defterdar sarayına; "defterdar kapısı"; şeyhülislamların konutlarına, "fetva kapısı" ya da "babı fetva"; yeniçeri ağasının konağına ise, "ağa kapısı" denilmiştir. Osmanlı toplumunda asıl güç odağı padişah, bir de onun oturduğu saraydı. Padişah sarayında belli günlerde bir hükümet toplantısı düzenleniyor; düzenlenen bu toplantıya, sadrazam başkanlık ediyordu.
Padişahın kendi mührünü vererek yetkilendirdiği kimse olan sadrazam; gücünü padişahtan alıyordu; ama her yetkisi, padişahın iradesi ile sınırlıydı. Onunla başlar, sürer; biterdi. Sadrazam; hiçbir kurala ya da bir disipline bağlı olmadan, ikincil düzeyde bazı sorunları, özel konutundaki toplantılarda çözüyordu. Fakat bu dekor; görünmez asıl sahne olan padişah sarayının gölgesiydi sadece.
Osmanlı İmparatorluğu'nda 1700'lü yılların başlarına kadar sadrazamların özel konutları dışında makamları yoktu. Kimi sorunları evlerinde, kurul halinde tartışıp hallediyorlardı. Padişahların kişilikleri; fiziksel, entelektüel güçleri, yetişme biçimleri devlete, topluma yön vermenin yanı sıra, saray ile Babıali ilişkilerini de belirliyordu. Dönemine göre bunlardan birisi öne çıkıp, öbürü geri planda kalabilmiştir…