| Yazar | : | Cemal Kutay |
| İsbn | : | 975826348x |
| Yayın Tarihi | : | Şubat, 1998 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 374 |
| Ölçü | : | 16 x 23,5 cm |
| Yayınevi | : | Aksoy Yayıncılık |
İlahiyatçı (Tanrı bilimci, teolog) değilim. Bu gerçek içinde elinizdeki kitabın konusunu belki yadırgayacaksınız.
Fakat sanırım, gerçekler sıralandıkça, tarihin geniş ufkundan yoksun kalmış dinsel varlığın çağın gerisindeki masal olduğunu kavrayacak, doksan yaşının merdivenlerindeki, ülkenin kıdemli tarihçisi ben Cemal Kutay'ın, bir dünya rekoru sayılan 171 kitabından sonra bu konuyu neden kucakladığını düşüneceksiniz.
Hatta yarı gören gözlerle bile olsa böyle çetin bir mevzuu ele almamın kaçınılmaz vazife olduğunu benimseyeceksiniz.
Konumuzun temeli olduğu için soracağım: Eğer Türkler İslamiyeti kabul etmeselerdi ve bu sınırda kalmayarak son dine madde ve manada yeterliği sağlamasalardı İslamiyet, Musevilik gibi, yerel din olarak kalmaz mıydı?
Malum kriterlere göre evet...
İslamiyete cihan mefkuresini, şan ve şerefi, çağ açan uygarlığı Türkler getirmişlerdir. Asırlar ve devirler boyunca konuşulamayan bu gerçek; TÜRK OCAKLARI'nın kuruluşuyla aydınlandı:
Nuh idik yeryüzünde köpüren her TUFAN'da, Medeniyet tekini giyen bizdik TURAN'da
hakikati tarihin tasdikidir.
Ve de ırkımızın yapısında olan öteki gerçekler gibi konuşulmadan yaşanmıştır…