| Yazar | : | Sergun Ağar |
| İsbn | : | 9750700619 |
| Yayın Tarihi | : | 2002 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 213 |
| Ölçü | : | 12,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Can Yayınları |
Samatya'ya bir İstanbul gezgini gözüyle girseydim, söze şöyle başlayabilirdim:
"Samatya, İstanbul'dan çok daha eski bir yerleşimdir. Eski dönemlerde, Anadolu Rumlarının başkenti sayılır. Bu çok, ama çok eski Rum köyü, Bizans İmparatoru Teodosius'un İstanbul'u surlarla çevirmesi sırasında kente katılmış. Zamanla Ermeni azınlığın da yoğunlaştığı semtte, neredeyse adım başı bir kiliseye rastlamak mümkün. Bugün Kumkapı'daki Patrikhane'nin aslında ı 7. yüzyıla kadar Samatya'da bulunduğu, yine tarihi kayıtlarda yer alıyor... "
Sonra içimden bir şeyler eksilmiş gibi devam ederdim:
"Bir zamanlar denizle kucak kucağa olan Samatya, bu özelliğini de öbür güzellikleri gibi 5ü'li yılların sonunda yitirmiş. Yıkılanlar kadar yapılanlar da alıp götürmüş sahipsiz kalan ruhunu. Bugünkü manzarası, eski Samatya'yı yaşayanlar için bir hayal kırıklığıdır. Eskiden deniz banyolarının, gazinoların olduğu demiryolunun deniz tarafı, bugün otopark ve denize çok uzak. Geriye kalanlar arasında; lokanta, meyhane, midyeci ve balıkçı tezgâhlarının çevrelediği küçük, ama Samatya anılarının merkezi sayılabilecek meydanı, karmaşık bir görüntüye bürünmüş. Pazar günleri bu meydanda kurulan pazar, sur kalıntılarındaki eski taşlar gibi, geçmişin izlerini korumaya çalışıyor. Tek katlı ev yüksekliğinde geçen demiryolu, eskiden Samatya'yı ikiye bölerdi. İstasyon yine var. Onun da adı değişmiş, Kocamustafapaşa olmuş. Bunlara birkaç küçük sokağı da katarsak -anıların dışında- bugünkü Samatya kalıyor elimize. " Böyle sürüp gidebilirdi anlatacaklarım. Ne var ki, sokaklarını biraz aralayıp, geçmişin bıraktığı izleri sürünce, karşıma çocukluğumun ve eski İstanbul'umun arasından sıyrılmış, sıra dışı bir aşk öyküsü çıkacaktı. Genç yaşında dul kalmış bir Rum kadını ile başkomiser bir Türk erkeği arasındaki bu aşkın mekânı, evet, Samatya'ydı.
İlk bakışta basit bir öykü gibi gelmişti. Öykünün kahramanları da öyle çok cesur, çok romantik, çok erdemli değildiler. Hatta zaman zaman itici gelebilecek kadar çıkarcı, kolaycı ve düşüncesiz olabilmişlerdi. Yine de beni onların peşine düşüren yönleri de bu oldu.