| Yazar | : | Ömer Seyfettin |
| Yayın Tarihi | : | 1938 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 159 |
| Ölçü | : | 14 x 20 cm |
| Yayınevi | : | Muallim Ahmet Halit Kitap Evi |
- Monşer, asalet olmazsa bu memleket batar.
- Evet ben de bu fikirdeyim.
- Ben de bu fikirdeyim.
- Ben de.
-Ben...
Diye başlayıp lafını, her nedense, tamamlamayan Efruz Bey yalnız "bu fikirde" değil, hatta fazla olarak bizzat kendisi halis bir "asilzade" idi. Kökten, silsileden, anadan, babadan, ecdattan, taştan, topraktan asildi... Asalet yalnız kanında değil; etlerinde, sinirlerinde, lenfalarında, rielerinde, böbreklerinde, hatta kemiklerinde, kemiklerinin içindeki iliklerinde kaynıyordu. Çaya davet ettiği bu dört asil dostuna bugüne kadar kendi asaletinden hiç bahsetmemişti. Dördünü de mektepten tanıyordu. İkisi galiba Nişantaşı'nda oturuyordu. Hepsi zengindi. İçinde en beğendiği "Azizüssücufüzzırtaf" dı. Bu, ismini kendi gibi İstanbul'da hiç kimsenin bilmediği gayet meşhur, gayet büyük bir Arap şeyhinin oğluydu. Bu şeyh bir prensten büyüktü. Hemen hemen bir krala yakındı. Azizülseyhun babasının sarayını, altın mahfazalı fillerini, içi cıva dolu havuzlarda yüzen ödağacından sandalları, Hint'ten, İran'dan, Turan'dan, Kafkasya'dan getirilmiş kızları anlatırken Efruz Bey kendini hayali bir Elhamra'nın…