| Yazar | : | Ali Soysal |
| İsbn | : | 9759481812 |
| Yayın Tarihi | : | 1997 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 188 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Denizler Kitabevi |
Yaşanmış, hem de dönem-dönem çok iyi şartlarda yaşanmış ve tadı iyi çıkarılmış, fakat yazılmamış bir şehirdir, istanbul.
Kaleme-kağıda yeterince geçmemiştir.
Basımevinin icadından önce, bu pek beklenen bir şey değildi. Yazı zaten insan eli ile kağıda döküldüğü şekli ile kalıyor, bu da en çok bir kaç adet çoğaltılıyordu.
Ama kurşundan dökülmüş harflerle çok sayıda yazının çoğaltılması demek olan kitabın icadından sonra, Avrupa, her konuda düşünce üretmeye ve bunları toplumun üst tabakalrına yaymaya başladı.
O tarihin az sonrası, dünya coğrafyasının bu köşesinde iki kıt'anın ve iki denizin kenarına kurulmuş bu kentte, Osmanlı denilen yeni bir gücün ve yeni bir düzenin egemenliğine rastlamıştı.
Osmanlı, özel bir felsefeye dayanıyordu:
Bu dünyanın ancak bir köprü olduğuna, asıl yaşamın ölümden sonra başladığına inanıyor, onun için toplumun uzun hayatına adanmış yapılarını taştan, fakat hükümdarlarınki dahil her türden kişinin geçici yaşamlarında kullanacakları konutlarını tahtadan yapıyor, onların sürekliliğine hiç bakmıyor, başşehrinin doğal güzelliklerini en keyifli şekilde yaşayarak tadını çıkarıyor, fakat bu yaşamı, bu yapıları, bu üretimleri ölümsüzleştirmek için kağıdı ve kalemi kullanmayı da gerekli bulmuyordu. Resim sanatı ise, dinsel inanışla, zaten, en sınırlı şekliyle uygulanıyordu.
Böyle bir felsefe ve yaşam biçimi içinde taht şehri, ancak Batı'dan gelen bir avuç elçinin, gezgin'in, antika toplayıcının... yazdıkları ile, kitaplara yansıyabildi.
18. yy sonunda zevklerde, yapı sanatında başlayan Batı rüzgarları, 19.yy'da, düşünce sistemi üstünde de etkisini göstermeye koyuldu.
Türk yazarları, şiir geleneğinden çıkıp, roman, hikaye ve etüd türünden yazılara başladılar...
Çelik GÜLERSOY