| Yazar | : | Aydemir Balkan |
| İsbn | : | 9755217495 |
| Yayın Tarihi | : | Ekim, 2003 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 432 |
| Ölçü | : | 16,5 x 23,5 cm |
| Yayınevi | : | Boyut Kitapları |
Uzandım, elini tuttum. Usulca gözlerini açtı. Yorgun bir sesle: "Akşam nöbeti sende mi oğlum?" dedi... Soluk yüzünde iri kahverengi gözler, uzun kirpikleri arasından bana bakıyorlardı. Nimet hanımın eski güzelliğinden sadece bu iri parlak gözler kalmıştı. Koltuğu yavaşça yanına çektim, başucu lambasını yaktım, oturdum... Zayıf eli dermansızca kımıldıyordu. Beyaz kuru derinin altından incecik mavi damarları görüyordum. Hayat bunların içinden belli belirsiz akmaktaydı. Daha ne kadar? Bir yıl? Bir ay? Çamlıca tepesinin gerisinde ilk yıldızlar parlamaya başlamışlardı... Gün kararıyordu. Kalamış koyu hafif bir rüzgârla ürpermekteydi... Fenerbahçe'nin ince beyaz feneri yanıp sönmeye başladı. Kalamış'ın açığından deniz otobüsleri, pır pır, adeta telaşla geçiyorlardı. Ufukta, karanlık denizin ötesinde Yassıada'yı hayal meyal seçiyordum. Uzak Doğu'dan Fransa'ya dönerken, İstanbul'a uğrayıp annemi görmeyi ihmal etmiyordum. Babam, çoktan sizlere ömür, Tanrısına, bir türlü ağzına almadığı Tanrısına kavuşmuştu. Bu gelip ayrılmalar, annem için de, benim için de, ne acıklı ne ıstıraplıydı... Tekrar ne zaman geleceğimi sorduğu zaman, "Beş ay sonra... demiş bulundum. Ümitsizce içini çekiyordu: "Ah, ben o zamana kadar ölürüm!... Yaşlar kirpiklerinden yavaşça süzülüyor, soluk yanaklarından aşağıya kayıyorlardı. Bir şey diyemiyordum. Yaşlı, hasta bir annenin, sessizce, çaresizce ağlaması kadar dünyada insanı kahreden ne vardır?.. Zayıf elini hafifçe sıkıyordum. Pencerenin gerisinde gök koyulaşıyor, sonbahar akşamı İstanbul'un üstüne bütün garipliğiyle çöküyordu... Yan tarafta, mutfakta, kız kardeşimin gidip gelmelerini işitiyordum. Akşam Nöbeti... Aslında, yıllardır, gece de, gündüz de nöbet, zavallı kız kardeşimdeydi... Akşam Nöbeti... Kimbilir, pek fazla değil, belki üç beş yıl sonra, oğlum veya kızım benim de başımda akşam nöbetini tutacaklardı. Yolun sonuna yaklaştığımı ben de, belli belirsiz hissetmekteydim... Hatta bunda bir çeşit rahatlık duyuyordum...