| Yazar | : | Tansu Bele |
| Yayın Tarihi | : | Mart, 1990 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 80 |
| Ölçü | : | 13,5 x 19,5 cm |
| Yayınevi | : | Edebiyat Gazetesi |
Oturduk halı dokuyoruz. Ben ve gençliğim. Önce yaşanmış gün eskilerimizi topluyoruz. Eğiriyoruz onları yün eğirir gibi, belleğimizin çınçınlı çıkrığında. Düzgün hevenkli çileler kuruyoruz. Sonra geçiyoruz dokuma tezgâhının başına, iplik iplik, kırmızılı yeşilli, dört köşeli, beşli altılı yıldız köşeli, kedi gözlü mavi dilli Anadolu işi taşra kilimleri, mor salkımlı, sümbüllü, durgun kırçıl, beyaz bulutlu, ince çıtkırıldım İstanbul seccadeleri dokuyoruz. Her biri bir başka ahenk, her biri bir başka âlem. Yıldız yıldız: ne de çokmuş! Orda burda bırakılmış, yaşanmış yaşanmamış, dün eskileri gün eskileri, çocuk yüzü gül motifi, yirmi yaş mavi beyaz, gide gide sarı sarı... Nasıl yıldız! Nasıl yıldız!..
Halımızın bugünkü parçası Kapalıçarşı. Dün bütün gün gezdik dolaştık Kapalıçarşı'yı ben ve gençliğim. Saat sabahın onuydu. Nuruosmaniye kapısından girdik elele, ikimiz iç içe, dış dışaydık. O kadar ki, görenler aynı kişi sandılar. Öylesine içimdeydi gençliğim, ben de öylesine onun dışıydım. Saat sabahın onuydu: bütün sandal bedestenini geçtik birlikte. Gençliğim özellikle istemişti burasını... Gide gide eski püskü bir antikacının önünde birden durdu. Küçük camekânda ışıldayan bir çift yıldız biçimindeki küpeye doğru eğildi: "işte aradığım buydu' dedi: "ilk sevdamdı bunlar. Tanıdım. Parasız bir günümde getirip buraya satmıştım. Saf gümüştürler. Bak hala duruyor…'