1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi Sayı 27
| Yayın Tarihi | : | 2017 |
| Dil | : | Türkçe |
| Sayfa Sayısı | : | 178 |
| Ölçü | : | 23,5 x 30 cm |
| Yayınevi | : | İstanbul Büyükşehir Bel. Kültür A.Ş. |
Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık, yarısı kuş.
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir, bir varmış, bir yokmuş."
dizeleriyle başlar Bedri Rahmi'nin İstanbul Destanı şiiri. Şairin İstanbul'u anlatmaya kuşlardan ve balıklardan başlaması, İstanbul'u tüm veçheleriyle ele alma gayretinde olan dergimizin, bu sayısını kentin hayvanlarına ayırmasının isabetli olduğunun da göstergesi.
Bugün, sokaklarında daha çok kedi, köpek ve kuş görmeye aşina olduğumuz İstanbul'un aslında çok farklı hayvan türlerine ve çeşitlerine ev sahipliği yaptığını, şehrin dış bölgelerinde yaban domuzu, kurt, çakal, vaşak ve tilki gibi canlıların yaşadığını biliyoruz. Aynı zamanda, üç yanı denizlerle çevrili, göç yolları üzerinde bulunan kentimiz, oldukça zengin balık ve kuş türleri de barındırıyor.
Bizler de 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi olarak bu sayımızla, İstanbul'da yaşayan hayvanların dünyasına bir kapı aralamak, geçmişten günümüze, birlikte nasıl bir yaşam sürdüğümüzü hatırlamak, hatırlatmak istedik.
Derginin sayfalarında, çocukluklarını İstanbul'un köklü semtlerinde geçirmiş Erdem Yücel, Gavsi Bayraktar ve Akın Kurtoğlu gibi kültür insanlarının, şehrin hayvanları ile şehirlilerin yaşamları arasındaki kuvvetli bağı gösteren keyifli yazılarını bulacaksınız. Hüsrev Hatemi ile yaptığımız söyleşi de bu minvalde oldukça önemli bir yer tutuyor. Mehmed Fatih Çan'ın hayvanları koruma amacıyla kurulan vakıfları anlattığı, Cengiz Özkan'ın birer şefkat abidesi olan kuşevlerini kaleme aldığı ve Önder Kaya'nın, Genç Osman'ın çok sevdiği atı Sisli Kır'ın ölümü üzerine yaptırdığı mezarı anlatan makaleleri ise hayatı paylaştığımız diğer canlılara duyulan sevgiyi ve haklarına gösterilen saygıyı göstermesi açısından büyük kıymete sahip.
İstanbul'un sezonluk sakinleri leyleklerden, her sokağının kendilerinden sorulduğu köpeklere, bir dönemin sokak eğlencesi haline gelen zavallı ayılardan, uzun yıllar şehiriçi ulaşımın belkemiği olmuş atlara kadar uzanıp hayvanlarla günlük hayatta kurduğumuz irtibatı gözler önüne seriyor. Hayvan temalı Türk yapımı filmleri ve hat ile resim sanatlarının birleşmesinin bir ürünü olarak ortaya çıkan hayvan tasvirli hat eserleri anlatan yazılar ise bu âleme başka pencerelerden bakmamıza vesile oldu.
İstanbulluları derinden üzen, tepki gösterip düzeltilmesi için ellerinden gelen gayreti sarf ettikleri köpek itlaflarının sebepleri ve sonuçları üzerine Ekrem Işın ile söyleştik. Bugünlerde İstanbul sokak köpekleri temalı önemli bir sergiye de imza atan Işın'la gerçekleştirdiğimiz bu sohbetin, meşhur vakalar olmasına rağmen arka planına dair fikir sahibi olmadığımız sürgünleri merak edenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyoruz.
İstanbul'da köpeklerin en rahat ettiği dönem olarak anılan Sultan II. Abdülhamid döneminde, sultanın hayvanlara olan ilgisi sebebiyle Yıldız Sarayı'nda çeşitli hayvanların barındığını, onlara yüksek alaka gösterilip bakımlarının yapıldığını, Avrupa'dan polis köpekleri getirtildiğini de Zafer Orha ile Kasım Hızlı'nın makalelerinden öğreniyoruz.
Elinizde bulunan 27. sayımızın şehirde bir zamanlar birlikte yaşadığımız canlıların hızla azaldığı çağımızda, İstanbulluların hafızalarını tazeleyici bir etki yapmasını temenni ediyoruz.
İyi okumalar...