Yolda Üç Kişi

Yazar : Tuna Kiremitçi
İsbn : 975293322x
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 204
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Doğan Kitap

Dört kitabın bir ağızdan ve hep görkemli imgelerle söz ettiği kıyamet o güne dek kopmazsa altı ay sonra yirmi beşini dolduracak olan Yakup, yurttaşlarının çoğu gibi, ülke dışına hiç çıkmamıştı. Pilotun artık Bulgaristan üzerinde olduklarını söyleyen anonsunu duyunca (genizden gelip insanın içine işleyen, puslu bir sesi vardı adamın) yabancı ve yoğunluğuyla midesini yakan bir duyguya kapıldı. Alnını cama yaslayıp aşağıdaki Bulgar toprağını, yani insanların başka dilden konuşup başka dine inandığı yerleri, Airbus'un büyük kanadının izin verdiği ölçüde görmeye çalıştı. Onu engelleyen kanat ve yükseklik değildi yalnızca: gecenin batıdan gelen ışıklarla iplik iplik aydınlanmış örtüsü de Yakup'a kendi solgun yansımasından fazlasını göstermiyordu. Karanlıkla bir güzel sırlanıp aynaya dönüşmüş camdan ona ilgiyle bakan gözlüklü, sivri burunlu ve siyah kıvırcık saçının birkaç teli şimdiden ağarmış öğrenciye gülümsedi Yakup. İleride daha iyi anlaşılacağını umduğum nedenlerle, çocukluğundan beri yurtdışıyla ilgili düşler görürdü. Uyurken kimi zaman yabancı, insanların uzak sözcüklerle konuştuğu bir ülkede bulurdu kendini. Geniş kaldırımlarda büyülenmiş gibi durur, sarışın insanlara ve yolun karşısındaki çan kulelerine hayranlıkla bakardı. Hangi ülkede olduğunu hiçbir zaman tam olarak anlayamasa da, mimaride belli belirsiz bir Alman etkisi sezilirdi. Gotik bir katedral göğe yükselir, Weimar tarzı binalar geniş caddeleri süslerdi. Belleğinin bu görüntüleri nasıl depoladığını da biliyorum aslında: otuz yıldır Almanya'da yaşayan dayısı ona güzel kartpostallar gönderiyordu. Gördüğü düşlerin en tuhaf yanı, Yakup'u her defasında kandırabilmeleriydi. Ne zaman o çan kulelerine ve küçük pencereli evlere baksa bu kez düş göm1ediğini, yurtdışına çıkmayı sonunda başardığını sanırdı. Sonra yabancı sokaklarda hayran hayran, sevinçten boğularak dolaşırken uyanır, aynı düşe nasıl olup da yeniden inanabildiğini sorardı kendine. Aslında Yakup'u anlatmaya odasından da başlayabilirdim: Üsküdar'daki eski bir apartmanın giriş katındaki sobalı evin küçük, sokağa bakan odalarından biriydi.
******