Tuhaf ve Kısa Öykülerde İstanbul

Yazar : Haldun Hürel
İsbn : 9789752448485
Yayın Tarihi : Haziran, 2018
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 383
Ölçü : 13,5 x 22,5 cm
Yayınevi : Kapı Yayınları

İSTANBUL'DA ARTIK... VE NE YAZIK Kİ!..
"ESKİ ZAMANIN KOKUSU" YOK!..
Asırlar boyunca kimler geldi, kimlerin yolu düştü İstanbul'a, hangi seyyahların, hangi araştırmacıların, yazarların, âlimlerin, botanikçilerin, tarihçilerin, öykücülerin, elçilerin, rahiplerin, tüccarların, hekimlerin, askerlerin, mimarların, ressamların, şairlerin?..
Saymakla biter mi hiç bu "müsteşrikler", yani "oryantalist araş-:.rmacı ve yazarlar?.. Tabii ki hayır!.. Sadece bir kaçını sıralayayım -izlere: Ta 10. yüzyılda dahi İstanbul'a gelene pek çok ünlü isim vardı; Liutpirando, Mesudi, Harun bin Yahya gibi... 18. yüzyılda Montconys isimli bir Fransız "bilim adamı" geldi, At Meydanı diye bildiğimiz Bizans hipodromunda ölçümler alarak araştırmalar yaptı. 1670'lerde Fransa sefiri" Marquis de Nointel ve Du Loir, "seyyah" Stochove, 16. vüzyılda "Venedik elçisi" Lorenzo Banado, "Alman sefiri" Gerlach, Fransız rahip" Jerome Maurand, 17. yüzyılda Paul Taffner, Antoine Galland, yine 16. yüzyılda Michael Heberer, 18. yüzyılın ünlü "botanik âlimi" Tournefort, Fransız Le D'Arvienx, "İtalyan rahip" Dominico Setsini, Venedikli Michel Benvenga, Cornelius de Bruyn, Josephus Grelot, 18. yüzyılda yine Fransız sefirlerinden Comte Gouffier, "ressam" Sir Robert Ainslie, 19. yüzyılda "Leonidas" isimli gemiyle gelen Teophile Gautier... Edmondo Amicis, Julia Pardoe...
Ve daha pek çok tanınmış isim, önemli rütbelerdeki insanlar, sanatçılar, doğu seyyahları...
Eski asırlarda çok büyük bir cazibesi olan İstanbul'u merak edip de, buralara gelmemek mümkün müydü ki zaten?.. Her millet kendi dünyası içinde İstanbul için farklı isimler üretti, 130'dan fazla ismi olan dünyadaki tek şehir oldu İstanbul... Türklerin dahi bu anıtsal şehir için kullandıkları tek bir isim yoktu. Dersaadet, Deraliye, Dergâh-ı Mualla, Asitane... Örneğin, Ruslar "Zavegorod" derlerdi İstanbul'a... Bizlere çok yabancı gelen sayısız isim...
Evet, gerçekler böyleydi. Özellikle 16. yüzyıldan itibaren İstanbul herkes için, göz kamaştırıcı bir "masal diyarı" gibi algılandı. Burayı gezip görmek, araştırmak, resimlerini çizmek, 19. yüzyılda da başkentin köşe bucağının fotoğraflarını çekmek için can atıyordu âdeta insanlar...

******