Tiyatro Sanatı

Yazar : Selami İzzet
Yayın Tarihi : 1935
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 117
Ölçü : 12 x 18 cm
Yayınevi : Akşam Matbaası

"Tiyatro, şarkı söylemek ve bir şeyi anlatmak kadar eskidir. Tiyatronun, insanlık kadar eski olduğu da iddia edilemez mi? Tiyatro ilk "nida" ile doğdu. İlk insanlar, korktukları, şaştıkları zaman "A... !" deyince tiyatroyu doğurdular. İlk acıda buruşturulan yüz, ilk korkuda büyüyen göz, ilk hazda yayvanlaşan dudak, yeryüzünde tiyatroyu başlatmıştır. Sahne oyunları, kuvvetli bir sevki tabii mahsulüdür. Çocuklara dikkat ediniz. Onlar için için facia ve komedi oynarlar. Onlarda, müellifin yaratıcı muhayyilesi vardır ve bir seyirci gibi, etrafa bakarlarken hayale kapılırlar. İnsanlar, anlattıkları bir vakayı oynamazlar mı? İradelerine hâkim olanlarla, nefislerini sıkı bir kontrole tabi tutanlar müstesna, herkes, söylerken oynar ve dinleyenler, söylenenden ziyade, oynanana dikkat eder. Hatiplerin pek çoğu, dinleyenlerini, sözleriyle değil, hareketleriyle dikkatli kılarlar. Hem, iradeye hâkim olmak, nefsi kontrole tabi tutmak ta oyun değil midir? Mademki herkes aktördür, şu halde tiyatro sanatı basittir. Hayır, sahne sanatı göründüğü ve alelumum bilindiği kadar basit değildir. Sahne, öteki sanatlarla sıkı temastadır. Onları kullanır, kendine mezceder. Tiyatro heykeltraştır. En tabii, en laubali, en realist bir eserde, aktörler, babalarının evinde imişler gibi dolaşamazlar. Odalarında imişler gibi hareket edemezler. Onlara bakan yüzlerce ve yüzlerce göz vardır. Eğer, hareketleri, objektif "olduğu gibiliğinin" fevkine çıkmazsa, durumları heykelleşmezse, halka hâkim olamazlar. Sahneye, halktan korkmadan, yani halka ehemmiyet vermeden sahip olmanın, heyecan duymamanın, "pot kırarım" korkusuna kapılmamanın kıymeti yoktur. Herkes aktördür, fakat aktör herkes gibi değildir. Resim, sahnenin öz kardeşidir. Sahne, canlı heykellerini güldürür veya ağlatır, yaşatır veya öldürür. Bütün bu iç duygularının aksini, bu vakaları, renk ve perspektif fenninin meydana getirdiği bir fonda görürüz.
******