Tarih Boyunca İstanbul

Yazar : Semavi Eyice
İsbn : 975-269-193-5
Yayın Tarihi : Temmuz, 2006
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 276
Ölçü : 13,5 x 21 cm
Yayınevi : Etkileşim Yayınları

Tarihi İstanbul'u ancak ortaokul öğrencisi iken 1935 yıllarında tanımaya başladım. Doğma büyüme Kadıköylü olduğumdan sur içi İstanbul'u ile bir temasım olmamıştı. İlk olarak 1935 yılının 12 Mart günü Bayezid'den itibaren Edirne Kapısı'na giden bir tramvaya binerek bu şehrin içini ve eski eserlerini keşfetmeye çalıştım. O yıllarda İstanbul'un çeşitli semtleri büyük yangınlar sonucunda harap olmuş durumda idi. 1908-1918 yılları arasında Unkapanı, Şehzadebaşı, Fatih, Cerrahpaşa, Edirnekapısı, Karagümrük, Uzunçarşı-Mercan-Laleli yangınlarının harap ettiği şehirde büyük boşluklar görülebiliyordu. Fatih'ten Edirnekapısı'na giden Fevzipaşa Caddesi'nin iki tarafı sadece yanık cami ve mescidlerin minarelerinin görüldüğü boş araziler halinde idi. Aynı durum Aksaray'dan Topkapı'ya uzanan Millet Caddesi'nin de iki tarafında görülebiliyordu. O yıllarda İstanbul'un bütün çevresi ve merkeze bağlı ilçeleriyle toplam nüfusu 700-750 bin kadardı. İşte bu durumdaki tarihi beldeyi ben büyük bir merakla ve hatta heyecanla her tatil günü dolaşıyor, notlar alıyordum. Bir taraftan da İstanbul ile ilgili, beldenin tarihini ve eski eserlerini tanıtan çeşitli yayınları toplamaya, bunlardan bulamadıklarımı kütüphanelerde okumaya çalışıyordum. Böylece İstanbul'u ve bu tarihi şehri süsleyen eski eserleri o yıllardaki durumları ile görmek ve yakından incelemek imkânını elde ettim. Sonraları bu dalda meslek sahibi olarak tecrübemi ve bilgimi artırmak mümkün oldu. Ömrüm boyunca edindiğim bilgilerle İstanbul'un tarihine dair bazı makalelerim ve kitaplarım basıldı. Bunlardan bazılarını yeniden yayınlamam için bana ısrarlı başvurular oldu. Bu isteklerin karşılığı olarak şimdi elinizde olan bir ciltlik eser meydana geldi. Burada fazla ilmi araştırmalara, derin bibliyografya notlarına yer verilmedi. İstanbul'un tarih içindeki uzun geçmişinin ve bu geçmişin bıraktığı maddi izlerin bir dökümünü okuyucuya takdim etmeye çalıştım. İstanbul'un tabii bir sınırını teşkil eden Haliç'ten ve şehirde Osmanlı dönemi boyunca açık havaya, geniş çayırlara çıkma olanağını sağlayan Kâğıthane'den de bir dereceye kadar bahsedilmiştir...
******