Sorguda

Yazar : Nedim Gürsel
İsbn : 975510013x
Yayın Tarihi : 1988
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 124
Ölçü : 12,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Can Yayınları

Yaprakların hışırtısıyla uyanıyorum. Bir karabasanmış demek. Görünürde ne silahlı nöbetçiler var, ne de itildiğim dar çukur. Ağacın gölgesinde yalnızım. Şaşkın gözlerle çevreye bakınıyorum: göz alabildiğine bozkır. Güneşte kavrulan kırmızı toprak... Ağaçsız tepecikler, ilerde çok uzaklarda bir kuyu... Oysa az önce cezalandırılacağım söylenmişti. Nöbetçi amirin odasında endişeyle bekliyordum. Kapıdan içeri iriyarı, karanlık bakışlı bir görevli girmiş; peşinden gelmemi buyurmuştu. Uzun dar koridorlardan geçtiğimizi anımsıyorum. Görevlinin çizmeleri karanlıkta bile parıldıyordu. Üniformasındaki yıldız ve nişanlar rütbesinin önemini belirtmeye yetmiyor olmalıydı ki, şapkasının sırmalarını ibrişimle süslemek gereğini duymuştu. Beton zemin ayaklarının altında parçalanacaktı sanki. Adımlarını kalçadan atıyor, elinde sallanan kılıcın gölgesi duvarda büyüyordu. Telaştan kepimi düşürmüş, yerden almaya vakit bile bulamadan önüm sıra kaz adımlarıyla yürüyen görevlinin peşinden koşmaya başlamıştım. Koridorun sonuna vardığımızda ıslak duvarların bitimindeki pencereye vuran serinliği saç diplerimde duydum. Elimi başıma götürünce dehşetle irkildim. Saçlarım usturayla kazınmıştı. Pencereden görünen yıldızlara baktım bir an. Nasıl da yakındılar! Sonra, yüksek rütbeli görevlinin çalarak açtığı kapıdan içeri girdim. Çok tuhaf döşenmiş büyük bir odaydı. Üzerinde bülbüllerin şakıdığı acem halısı döşemeyi yarısına dek örtebiliyordu ancak. Pahalı bir halı olduğu ilk bakışta belli oluyordu. Halının bittiği yerden karşı duvara dek gazete kâğıtları serilmişti. Koltuklar kadife kaplıydı. Sağda, flamalarla dolu camekânın önünde kırmızı, sarı, yeşil ışıkların yanıp söndüğü, sahibinin sesi gramofonlarına benzeyen acayip bir aygıt vardı. Aygıtın hoparlörüne bir papağan tünemiş, ses-o sizce pencereye bakıyordu. Pencere tuğlayla örüldüğünden hiçbir ışık sızmıyordu içeriye. Oda tavandan sarkan çıplak bir ampulle aydınlanıyor, ampulün çiğ ışığı halının tam ortasındaki havuzun mavi suyuna vuruyordu. Suyun üzerinden yavaşça akıp giden kuğunun ak boynu kirliydi. Halının bitip gazete kâğıtlarının başladığı köşedeki büroda yaşlı bir adam oturmuştu.
******