Osmanlıda Bir Köle Brettenli Michael Heberer'in Anıları 1585-1588

Yazar : Michael Heberer
İsbn : 975870429x
Yayın Tarihi : Haziran, 2003
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 336
Ölçü : 16,5 x 21 cm
Yayınevi : Kitap Yayınevi

Bugünkü Almanya'nın güneybatısında kalan, Fransa sınırına birkaç kilometrelik mesafedeki Heidelberg kenti yakınlarında 1555 ile 1560 tarihleri arasında doğan Michael (Mikail) Heberer'in eseri, elimizde bulunan esaret anıları arasında özel bir yere sahiptir. Bu ayrıcalıklı konumu, bir ölçüde İstanbul'u ve Doğu Akdeniz'i anlatmasına borçludur. Zira 1500'lü yılların sonunda ve 1600'lü yılların başında denizde tutsak edildikten sonra Osmanlı tersane ve kadırgalarıyla tanışan yabancı anı yazarları genellikle Tunus veya Cezayir' de bulunmuşlardır. Cezayir zindanlarını boylayan ve birkaç yıl oralarda kalan Don Kişot'un yazarı ünlü İspanyol siması Miguel de Cervantes de bunlardan biridir. Öte yandan İstanbul'u görmüş olanlar, daha çok, elçileriyle birlikte gelen kâtip, papaz veya bilim adamlarıdır. Hatta "turistik seyahat" için erken sayılan bu dönemde bile tek tük de olsa eğlence ve dünya tecrübesi kazanma niyetiyle İstanbul'un yolunu tutanlara rastlayabiliriz. Bu durumda bize İstanbul tersanesini kürekçi tutsak olarak anlatan Heberer, Osmanlı belgelerinde konu edilen ve kürekçi tedarikiyle ilgili yönetimsel sorunlara değişik bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Michael Heberer yıllarca Osmanlı kadırgalarında forsa olarak kürek çekti. Esaretinin bir bölümü İstanbul'da geçti. Fidye karşılığı azatlığını kazandıktan sonra Galata ve sur içinde İstanbul'un sokaklarını keşfe çıktı. Anıları 1610'da Heidelgerg'te yayınlandı. Bu anılar 393 yıl sonra, değerli Osmanlı tarihçisi Suraiya Faroqhi'nin önsözüyle Türkiyeli okurların karşısına çıkıyor. Kadırgada forsa yaşamı, deniz savaşları, Osmanlı hamamları, Müslüman ve Rum kadınların giyimleri, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa, amirallik kadırgasının denize indirilişi, limanda cayır cayır yanan bir kadırga, kentte veba salgını, Bedesten'de ticaretin zenginliği, İstanbul'un sokakları, 1811'de yıkıldığı için hiç göremediğimiz Arkadios Sütunu, günümüzün Galatasaray Lisesi'nin atası sayılabilecek olan Galata Sarayı Ocağı ve nihayet padişahın ava çıkışı...
******