Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri

Yazar : Yılmaz Öztuna
Dil : Türkçe
Ölçü : 24 x 32 cm
Yayınevi : Hayat Yayınları

KANUNİ Sultan Süleyman'ın cenazesi, Orduy-ı Hümayun'un önünden yola çıkarıldı. Cenaze 28 Kasım 1566 günü İstanbul'a vardığı zaman ordu, başında II. Selim olduğu halde, şehre bir haftalık mesafedeydi. Sultan Süleyman'ın cenaze namazı, bir defa da İstanbul'da, Süleymaniye Camii'nde kılındı. Merhum hükümdarın, yapılmasına o kadar ihtimam ettiği, üzerine titrediği muhteşem mabet, dış avlularına kadar dolmuştu. Önce Şeyhülislam Ebussuut Efendi, sonra Nakıybüleşraf Taşkentli Muhterem Efendi, imamlık etti. Mahşeri bir kalabalık, Süleymaniye çevresini doldurmuştu. İstanbullular, 46 yıllık hükümdarlarına son vazifelerini yapmak için çırpınıyorlardı. Sultan Süleyman, büyük dini törenle, Süleymaniye avlusundaki mütevazı türbesine gömüldü. Caminin ve türbenin mimarı Sinan, cenaze merasimine katılanlar arasındaydı. Baki, ölen efendisi için büyük mersiyesini yazmıştı. Manzumenin mısraları, dilden dile dolaşıyordu: Şemşir gibi ruy-ı zemine taraf taraf Saldın demir kuşaklı cihan pehlivanları. İstanbul, kan ağlıyordu! Ancak Cihan Padişahı Süleyman Han da daha cenaze töreninin ertesi gününden itibaren unutulmaya başlandı. İstanbullular, Orduy-ı Hümayun'un, şehirlerine yaklaştığını haber aldıkça teessürlerini unutuyor, coşuyorlardı. Halk, "padişah-ı neş-baht" i ordusunun başında görebilmek için saatleri sayıyordu. Hâlbuki bu sırada Sultan Selim, hiç de keyifli değildi. Saltanat belasının ilk tatsızlıklarıyla yüz yüze gelmişti. Bu tatsızlıkları bertaraf edebilmek için ne babasının otoritesine, ne de onun enerjisine sahip değildi. Sırası gelmiş ve tahta oturmuştu. Zaten öz çocuklarından başka Osmanoğulları'ndan hiç bir şehzade yoktu. Elbette cihanın yarısını elinde tutan devletin tahtı boş kalmayacaktı! Son cülus bahşişinin üzerinden 46 yıl geçmişti. Yarım asır sonra asker, bu münasebetle bir defa daha para almak azmindeydi.
******Yılmaz Öztuna