Nasrettin Hoca 70 Manzum Hikaye

Yazar : Orhan Veli Kanık
Yayın Tarihi : 1970
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 64
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Doğan Kardeş Matbaacılık

La Fontaine'nin masallarını Türkçeye çevirdiğim sıralarda dostum Şevket Rado bana Nasrettin Hoca'ya ait fıkraları da manzum olarak yazmanın iyi bir şey olacağını söylemişti. Böyle bir işin ehemmiyeti üzerinde, doğrusu, o zaman pek düşünmemiştim. Bu fıkraları bulabilmek için bir kaç kitap karıştırdıktan sonra gördüm ki ünü yabancı ülkelere kadar yayılmış olan bu milli kahramanın hikâyeleri daha hala Türkçe olarak yazılmamış. Güzel bir üsluptan geçtim, okuduğum kitaplarda, doğru dürüst bir Türkçe bile yoktu. Bunun üzerine de, bu fıkraları okunabilir bir dille yazmanın, küçümsenmeyecek bir iş olduğuna inandım. Yazdığım Nasrettin Hoca fıkralarının, bugüne kadar yazılanların en iyisi olduğunu söylersem pek de böbürlenmiş sayılmam. Çünkü dediğim gibi, bu fıkralar hala yazılmamış; sadece, ağızdan ağıza, dolaşmış durmuş. Bunları yazarken La Fontaine'nin, fable'lerinde kullandığına benzer bir nazım şekli kullandım. Ölçünün yer yer değişmesi, bu manzumeleri, hep aynı ölçüyle sürüp giden manzumelerdeki biteviyelikten kurtardı. Ayaklarda da dilimizin Türkçeleşmesinden sonra şunun bunun uydurduğu kafiye kaidelerine bağlı kalmadım. Zaten, öteden beri, bu kaidelerin batı dillerindeki kaidelere benzemediğini görüp üzülürdüm. Fıkraları seçmek için türlü Kitaplara başvurdum. Geçen yüzyıl içinde çıkmış taş basması bir letaif kitabından başka elime, Tevfik Beyin kitabı, Hazine-i Letaif, Letaif-i Lamii, Hikayat-ı Vedadi gibi kitaplar geçti. Ama Velet Çelebi tarafından tertiplendiğini duyduğum bir Behai nüshasının bütün bu kitapların tetkikinden sonra meydana getirildiğini gördüm. Ayrıca bu kitapta, ötekinden berikinden alınmış, bir, iki yüz tane de yeni fıkra vardı. O zaman anladım ki, bu fıkraların hangisi Hocaya aittir, hangisi değildir diye düşünmenin manası yok. Zaten, fıkralar okunduğu zaman da kolayca anlaşılıyor, bütün bu hikâyeler bir kişiye ait olamaz. İhtimal Nasrettin Hoca adında biri yaşamıştır; bu hikâyelerden bir kaçı da onun başından geçmiştir. Ama hepsini ona mal etmeye kalkışmak, o hikâyelere bağlı bir hayatın imkânsızlığını görmemek demektir. Hikâyeleri dışındaki' Nasrettin Hocanın da bizim için hiç bir değeri yok. Gerçi bazı bilim adamları işin o tarafıyla de uğraşmışlar. Ama dediğim gibi, ben bunu boşuna bir gayret sayıyorum. Sayın Vedat Nedim Tör, kitaba yazacağım önsözde, bu konuya da dokunmamı istedi. Onun üzerine bir kaç kitap daha karıştırdım. O kitaplardan edindiği m bilgiyi buraya aktaracak değilim. Bir kere, o bilginin sağlam bir bilgi olabil
******