"Makbul Vatandaş"ın Peşinde

Yazar : Füsun Üstel
İsbn : 9789750502811
Yayın Tarihi : 2016
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 372
Ölçü : 13 x 19,5 cm
Yayınevi : Iletişim
Basım Adedi : 7

Batı’da yurttaş eğitimini hedefleyen bir öğretim programının benimsenmesi ve bu bağlamda “Yurttaşlık Bilgisi”nin bağımsız bir ders olarak okul programlarında yer alması temelde üç boyutlu bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu boyutlardan ilki, modern merkezî devletlerin gelişimi ve daha sonra konsolidasyonu sürecinde eğitimin (özellikle de ilkokulun) dönüştürücü rolünün yönetici seçkinlerce teşhisiyle ilgilidir, ikinci boyut, Batı dünyasında 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hız kazanan dünyevileşme ve laikleşme sürecinin sonucudur. Başka bir anlatımla tanrısal kaynaklı egemenlik anlayışına karşı egemenliğin kaynağının ve kullanımının “milli egemenlik” ilkesi çerçevesinde dünyevileşmesi ve kimi yerlerde de devletin laikleşmesi sonucu yönetici seçkinlerin ihtiyaç duyduğu insan ve yurttaş modeliyle ilgilidir. Üçüncü boyut ise, yine 18. yüzyıldan itibaren Batı’da çocukluğa ilişkin bakıştaki dönüşümle ilişkilidir.
18. yüzyıl, Batı’da çocukluk ile ilgili düşüncelerde önemli dönüşümlerin gerçekleştiği, çocukların “kusurlu yetişkinler”i ya da en iyi değerlendirmeyle yetişkinlerin küçük bir modeli olmaktan konularak bağımsız bir aktör, başlı başına bir değer olarak kabul edilmeye başladığı bir dönem olarak çıkar karşımıza. İngiliz pûritenlerinin ya da Fransız Katolik reformcularının çocuklan ilk günahın sorumlusu olarak gören anlayışlarına karşılık, John Locke’un çocukluğu bir tabula rasa olarak ele aldığı 1693 tarihli Some Thoughts Concerning Education (Eğitim Üzerine Bazı Düşünceler) adlı kitabının çocukluk imgesine olumlu bir katkı sunduğu ya da çocuklara en azından “şefkatle” yanaştığı ileri sürülebilir. Aynı şekilde çocuk ve çocukluğa ilişkin “iyimser” bir bakış açısının hâkim olmaya başlamasında 18. yüzyılın belli başlı düşünürlerinin, özellikle de Voltaire, Diderot ya da Helvetius’un katkılarını unutmamak gerekir. Çocukluğu kötülük ve günaha eğilim duyulan bir dönem olarak sunan Hıristiyan anlayışına karşı onu bir saflık dönemi olarak yücelten düşünürlerin ve çocuk eğitiminde “ilk günah” düşüncesine karşı çıkan deizmle* birlikte yeni bir anlayışın ilk belirtilerine tanık olunur. Ancak C. Heywood’a göre, 18. yüzyılda “çocukluğun yeniden yapılanması konusunda ana figür”, Hıristiyanlığın doğuştan günahkârlık öğretisine, doğuştan masumiyet iddiasıyla karşı çıkan Jean-Jacques Rousseau’dur...
******