Kadınlar Kitabı

Yazar : Nedim Gürsel
Yayın Tarihi : 1983
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 152
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Cem Yayınevi

Caddeye çıktığında kentin uğultusu patladı birden. Otobüs homurtuları, korna fren insan sesleri, bağrışmalar. Karşı kaldırıma geçip Çiçek Pasajı'na girdi. Cumartesi kalabalığını yararak bir masa buldu kendine. Uzun taburenin üzerine tırmanmadan ayakta durdu. Çekingen, ürkek. Caddenin gürültüsü pasajın karanlık yüzlü, çürük yapılarında yankılanıyor, kızarmış patates, midye tava, kokoreç kokan meyhanelerin içine doluyordu. Bira söyledi. Yağmurluğunun iç cebinden çıkardığı Bafra paketini mermer masanın üzerine koymadan önce elinde tuttu bir süre, jelatin kâğıdını özenle sıyırıp yerdeki izmarit yığınının arasına bıraktı. Sigarasını yakmak için kibrit ararken yan duvarı boydan boya kaplayan aynaya takıldı gözleri. Kirli saçlar, gülüşler, uzun yüzlü, bıyıklı bir yığın adam. Fıçıların, beyaz mermer masaların üzerine dizilmiş meze tabakları. Karides, Arnavut ciğeri, midye dolma, beyaz peynir, barbunya, beyin, roka salatası, kırmızı beyaz yeşil renkler. İçiçe girmiş hepsi, aynanın içinde bir çökelip bir ayrışıyorlar. Kalabalığın arasındayken gövdesini ansızın saran, midesinden göğüs boşluğuna, oradan da gırtlağına yükselen o tuhaf baş dönmesini duydu yine. Mide bulantısı sanıyor. Kırmızı başlı beyaz karınlı iri karideslerin, roka yeşilinin, Arnavut ciğeriyle dolu tabaklardan yansıyan pas rengiyle beyaz soğan maydanoz karışımının ortasında sapsarı bir yüz. Kendi yüzü. Mide bulantısı sanıyor; aynanın dumanında renklerin eriyip belirsizleştiği, devindikçe yıvışan bir irin, bir kusmuk yığınına dönüştüğü bu cumartesi öğlesinde başka duyumların, daha derin baş dönmelerinin de olduğunu nereden bilecek? Midesi bulanıyor işte. Giderek azalan külrengi ışıkta uykusuz alnım, çıkık elmacık kemiklerini, gözlerini, ağzındaki yanmamış sigarayı görüyor. Az önce yediği kokoreç iyi temizlenmemiş olmalı. Midye tavasının da nicedir kötü yağda kızartıldığı besbelli. Liseden kaçıp her gün kafa çeken yatılı öğrenciler, eski sarhoşlar, pasajın tüm gediklileri hiçbir şeyin farkında değiller. Mezeler de bozuldu giderek, içkilerin eski tadı kalmadı. İyi ki bira var; at sidiği gibi köpürse de bira biradır. Birden iğrentiyle buruşturuyor yüzünü. Kapkara, terli bir atın yere dek sarkan erkeklik organıyla işediğini görüyor.
******