İstanbul İstanbul İken

Yazar : Eser Tutel
İsbn : 975-329-282-4
Yayın Tarihi : Kasım, 1999
Sayfa Sayısı : 211
Ölçü : 19 x 18 cm
Yayınevi : Oğlak Yayıncılık

Yıllardan 1940 mıydı, yoksa ertesi yıl mıydı pek hatırlayamayacağım, bir gün babamla Çarşıkapı'dan geçiyorduk. Şimdiki alt geçitle, Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nin arasında bir yerde babam, "Gel evladım, şuradan birer kuşlokumu alalım" dedi. O zamana kadar kuşlokumunun ne adını duymuşluğum var, ne de kendini görmüşlüğüm... Olsa olsa kuş biçiminde bir tür lokum olmalı diye düşündüm. Ama önüne beyaz önlük bağlı adam tezgâhtan 10-12 santim kadar çapında yuvarlak iki kurabiye alıp kâğıda sarınca, bu kuşlokumu denen nesnenin kuş olmadığı gibi, lokum da olmadığını anladım. Sokakta yiye yiye gitsek ya, hayır. O zamanlar İstanbul'da, sokakta yürürken ısıra ısıra bir şeyler yemek çok ayıp! Beyoğlu'nda, ancak görgüsüzlerin yürürken öte-beri atıştırdıklarını söylerdi bizimkiler. Sahiden de başında fötr şapka, sırtında palto, ayaklarında iskarpin, bir beyefendinin İstiklal Caddesi'nde avurdunu şişire şişire fındık, fıstık, leblebi, üzüm yediğini görmenin imkânı yoktu dersem, doğrudur. İstiklal Caddesi'nde ya da ne bileyim, Nişantaşı'nda, Teşvikiye'de, ancak üstü-başı gelişi-güzel, abur-cubur kimseler caddede yürürken bir şeyler atıştırırdı... Bir de okuldan çıkıp itiş kakış eve dönerken biz, öğrenciler... Tünel'den çıkmış Taksim'e mi yürüyorsunuz? Beş kuruş verip Lion mağazasının yanı başında, Kallavi Sokağı'nın köşesindeki camekânlı simitçiden mis gibi susam kokan, sıcacık bir simit alıverirdik... Isırırdık kocaman bir parçayı çıtır çıtır orta yerinden... Kalanını da sokuştururduk paltomuzun dış cebine... Ondan sonra cebinden kopart kopart ye! Merak etmeyin, kimseler kötü gözle bakmazdı çoluk çocuğun ulu orta simit ya da sandviç yemesine... Avurdumuzu şişire şişire çiğner, yutardık simidi bir güzel... Cebinin içi susam kırıntısı dolarmış, ne beis, varsın dolsun! Astarını ters-yüz ederek şöyle bir silkeledik mi, ne simit kırıntısı kalırdı, ne de susam artığı... Evet, kuşlokumu aldığımız yer -babamın deyişiyle- Cadde-i Kebir değildi, ama peder, sırası gelince Çarşıkapı da olsa, esnaf muhiti de olsa, yürürken bir şeyler yemenin zarafetten...
******