İlk Adım

Yazar : Refik Halid
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 159
Ölçü : 14,5 x 20,5 cm
Yayınevi : Semih Lütfi Kitabevi
Bahsi Geçen : Refik Halit Karay

İlk Adım Otuz sene evvel nasıl, otuz sene mi? Otuz sene ha? İmkânı yok; inanmıyorum; fakat hesaplıyorum, tamam değil, fazla bile çıkıyor. Bu hal, cepteki parayı sarf ettikten sonra duyulan şaşkınlığa benziyor: Elde, avuçta bir şey kalmamış; lakin hesaba bakınca "sahi, diyorsunuz, şuraya bu kadar, buraya şu kadar vermiştim; yanlışlık yok!" yanlışlık yok ama yürekte bir üzüntü, hoşnutsuzluk var. İşte, şimdi, aynen o haletteyim, kendimden hiç memnun değilim. "Daha akıllıca, hesaplıca sarf edemez miydim?" diye düşünüyorum, koflaşan cüzdanımı evirip çeviriyorum, süngüsü düşük bir vaziyette hayıflanıyorum. Evet, otuz, hatta otuz bir, otuz iki yıl evvel... Tüysüz, çelimsiz üç arkadaş, bir kış ikindisi, Beyoğlu'na gezmeğe çıkmıştık. Her zaman gurbet hatırası anlatılmaz ya, ara sıra da doğup büyüdüğüm yerde fikir dolaştırayım. O dediğim devlette kadın çarşafları battal şeklini atarak bir zariflik istihalesi geçiriyordu; kaba, haşır haşır, güllü dallı, perdelik ağır kumaşlar yerine siyah kadife moda olmuştu; daha doğrusu, tanınmış bir ailenin üç kızı vardı ki o yıl, kadifeyi moda yapmışlardı; kiraz dalı gibi ince, kolay hareketli, hemen hemen yirmi sene sonra ancak makbul olan göğüssüz ve fazla çıkıntısız, vaktinden evvel modern, yeni hususi tabiriyle "ekstra plat" vücutlarına bu kumaş loş bir parıltı, hoş bir yumuşaklık, bir akıcılık, bir yılan gibi sürünüp sürtünme, hulasa henüz görmediğimiz, bilmediğimiz, muhayyileyi zevke getiren bir acayiplik ilave ediyordu. Hülya? Hülya o zamanki baş meşgalemizdi. Hülya ile geçinir, hülya ile uyur, hülya ile uyarır, hülya ile doyar, bununla yaşardık. Kadın ile erkeği ayıran peçe, kafes, selamlık, polis, bekçi, hafiye, haremağası, mabeyin odası, dönme dolap karşısında tek çare, teselli, ümit, zevk, hülya idi. Kadın ve erkek bir teviye tahayyül ederlerdi. TahayyüI fazla sarartıcı, soldurucu, benliği kırıcı ve gözlerin ferini söndürücü bir iş olmalı ki şimdi o devri düşünürken bana, kendim de dahil, bütün gençliği fes giydirilmiş Hindiçini ahalisi kadar sarı, silik, süzük görünüyor; şiddetle kansızız yahut tamamen sapsarı kanlıyız; parmağımıza iğne batsa, sanki baş gösterecek damla, tenekede yıllanmış bir paslı su habbesi olacaktır!
******

Oktay Aras Kitaplığındaki Refik Halit Karay Kitapları (54)