Hasan Ali Yücel'e Armağan

Yazar : Mustafa Coşturoğlu, Mehmet Emiralioğlu
Yayın Tarihi : 1997
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 587
Ölçü : 16 x 24 cm
Yayınevi : Birleşmiş Milletler Türk Derneği
Bahsi Geçen : Hasan Ali Yücel

Hasan-Ali Yücel'in Türk kültürüne ve Türk ulusuna yaptığı hizmetler, ulusal sınırlara sığmadı; insanlık dünyasına taştı. Bu nedenle Birleşmiş Milletler, Hasan-Ali Yücel'in hizmetlerini UNESCO aracılığıyla tüm insanlığa yapılmış saydı, 1997 yılını bu değerli insanı anma yılı olarak adlandırdı. Çünkü Hasan-Ali Yücel dünyaya örnek olabilecek biçimde bir "yaratıcılık okulu" (ekol) kurdu, başta Tonguç olmak üzere bu okulun yaratıcı kadrosunu oluşturdu. Bu kadro, Tonguç'tan okula yeni ayak basmış sıradan bir öğrencisine değin hiyerarşi kabul etmeyen bir bütünlük kazanmıştı. Bu yaratıcı kadro, Türk yaratıcılığının "İnsanlığın uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğmak" işlevini üstlenmişti. Hayallere durgunluk veren bu hedefi, insanlığa karşı bir yüklenim (taahhüt) niteliğinde büyük Atatürk göstermişti. Hasan-Ali Yücel, Atatürk'ün insanlığa karşı üstlendiği bu yükümlülüğü eksiksiz olarak yaşama geçirdi. Hem de tüm kural ve kılgısallığı ile. Atatürk "Ne mutlu Türküm diyene" demiştir. "Bir Türk dünyaya bedeldir" demiştir. "Ey Türk gençliği... Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki soylu kanda mevcuttur." demiştir. Eğer Hasan-Ali Yücel'in ve oluşturduğu yaratıcı kadronun işlevleri dünyanın gözleri önüne serilmemiş olsaydı, Atatürk'ün bu sözleri kimsenin algısına sığamayacaktı. Bunlar birer şovenistlikle aşağılık duygularını bastıran şişinmeciliktir sanılacaktı. Hasan-Ali Yücel kendine özgü gösterişsizlik içinde bu büyük yaratıcılığın felsefesini bilimin en son gelişmişliğine endekslemişti. Bu felsefeye göre, dünyanın uygarlık ve insanlık dışı diye dışlamağa yeltendiği Türk ulusunun tüm bireylerinde de insanlığın tüm yaratıcı değerleri taşınmaktadır. Daha yalın bir deyişle her Türk çocuğunun ve bireyinin kromozomlarında insanlığın kazanılmış yaratıcı değerleri gizil güç olarak bulunur. Bir kaysının çekirdek kromozomları da kendi soyunun tüm kazanımlarını taşırlar. Köy Enstitüleri Atatürk'ün bir hedef olarak gösterdiği bu felsefeyi eksiz olarak yaşama geçirdi.
******