Globalleşme ve Kriz

Yazar : Ergin Yıldızoğlu
İsbn : 9757414581
Yayın Tarihi : Kasım, 1996
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 373
Ölçü : 13 x 19,5 cm
Yayınevi : Alan Yayıncılık

İnsanlar, bir gün yakın tarihlerine baktıklarında "artık eskisi gibi yaşamıyoruz" diyorlarsa, bu nadiren yeni bir yaşam biçiminden içeri adım atmış olduklarının bilince çıkmaya başladığını gösterir. Hele hele bu insanlar aynı anda büyük bir belirsizlik ve güvensizlik duygusu içindeyseler: Daha büyük bir olasılık, bir süredir yaşanmakta olan toplumsal bir krizin, artık fark edilmemesi imkânsız hale gelecek bir şekilde genelleşmeye ve derinleşmeye başlamış olmasıdır. Çevremizdeki manzara hızla değişmeye, "katı olan her şey erimeye" başlar. Toplumsal ve hatta ahlaki bir çürüme her tarafı sarar. Böylece, toplumda neyin doğru, neyin yanlış, neyin olabilir, neyin olamaz olduğunu söyleyen egemen düşünce istikrarını kaybeder. Bireyler, kendi varlıklarını açıklamakta zorluk çekmeye ve varoluşa ilişkin kaygılara düşmeye başlarlar: artık "hiç bir şey eskisi gibi" değildir! Son yıllarda, önce akademik tartışmaların sayfalarında, özellikle 1989'dan sonra medyada "dünya ekonomisinin tektonik kaymalar" yaşadığından, "dönüşümlerin deprem dalgası boyutlarına ulaştığından" çok sık söz edilmeye başlandı. Bu yeni dünyada, "tarih bitmişti", ne devlet eski devletti, ne de sınıf savaşımları ve sınıf çıkarına dayalı politikalar söz konusuydu. Hatta sınıf savaşımı, artık yerini kültürlerarası bir savaşa bırakmıştı. Bir yazarın çok güzel ifade ettiği gibi, geçmişte, zaten her hangi bir sınıf için savaşmadığına inanmış elitlerin, kendilerini bugün, insanların arasındaki duvarın mülkiyet (üretim araçlarının ve toplumsal zenginliğin mülkiyeti, kontrolü vb.) değil de kültür (farkları) olduğuna inandırmaları hiç de zor olmadı. Peki ya hiç bir zaman bir üretim aracının mülküne, kontrolüne ve siyasi iktidara, yani gerçekten önemli bir şeylere sahip olmamış geniş kitleler? Vurgunu giderek üretim araçlarından kültüre kaydırılması, egemen kültürün üretim araçlarına sahip olanların kültürü olduğu, kültürel mücadeleyi kazanmanın yolunun ise, kaçınılmaz olarak, üretim araçlarının kontrolüne ilişkin bir mücadeleden geçtiği gerçeğini iyice karartıyordu.
******