Geçtiğim Günlerden

Yazar : Hasan Ali Yücel
İsbn : 9754700443
Yayın Tarihi : 1998
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 204
Ölçü : 13 x 19,5 cm
Yayınevi : İletişim Yayıncılık
Bahsi Geçen : Hasan Ali Yücel

Yakınlarının çağrısıyla Hasan-Ali'nin çocukluk anılarından derlenmiş bu kitapçık, bütün tefrika dağınıklığına karşın, tarihsel bir boyutu da gelberi ediyor. Sade düşünmede değil, yaşamada da bütünselliği şiar edinmiş olan Hasan-Ali'nin kalemi adeta kendiliğinden böyle işliyor. Abdülhamit saltanatının son seneleri. Yirminci asrın başları. Avrupa, ne olduğunu hiç mi hiç bilmediğimiz Amerika, büyük endüstri devrinin en hummalı kuruluş devrinde. Biz uykuda... Memleket tam sömürge... Her şey ucuz, fakat para pahalı... İstanbul denen bu memur ve esnaf şehrinde herkes evlere, kahvelere kapalı. Kalın perdelerle örtülü pencerelerden gelen seslere kulaklar dikilmiş. Bozacının çığrışı, bekçinin sopa tıkırtısı, kimi geceler de "Yangın Var" sesleri... Kapalı, pısmış, korku içinde bir· toplum. Hırsız-polis zamanı değil, hafiye hikâyelerinin tiryakisi. Hanelerde korkunç bir hiyerarşi, alabildiğine sert bir disiplin, kısacası neyi muhafaza ettiği bilinmeyen körü körüne bir muhafazakârlık. Okullar ona göre, ezbere bir dünya. Kavanoz balığına dönmüş bir halk, bir fanusun içinde dolanıp duruyor. Arada bir güneş serpilmiyor değil bu karanlığa; Ramazanlar, bayramlar, mesireler, çocuksu aşklar... Ama hep kaşla göz arasında geçiyorlar, hem de tadını damakta bırakıp ardından gelen kasveti katmerleştirerek. Belki musiki, Gümüşsuyu'nda sayfiye evinin çevresindeki çayırlar, muhacir dostlar, Hayriye, Mevlana Kapı tekkesi, tomurcuk halindeki dipdiri bir kişiliğe dünyanın gepegenişliğini uyaran canevleri... Yine de kapalı, sıkıntılı bir yaşam. Dedem dürüst, ama gerçekten sert bir baba. Babaannem resmen aşık oğluna, ama o da çocuğa şedit davranmanın ona yapılacak iyiliklerin en birincisi olduğu inancı içinde büyütülmüş. Hasan-Ali, evdeki uslu akıllılığına, okuldaki çalışkanlığına karşın, kendini sevdirmeği daha o zamanlardan bir sanat haline getirmiş bu nurtopu, kendisine şefkatle dikilmiş gözlerin altında bile o zaman yürürlükte olan genel cendereden kendini kurtarabilmiş değil. İstibdadın son günleri yaşanıyor belki ama, toplumun içine yer etmiş coşku kısırlığı, pısırıklık, ürkeklik, korku birikimi son gürlüğünü yaşıyor.
******