Gece Yarısı Güneşi

Yazar : Refik Özdek
İsbn : 9754371482
Yayın Tarihi : 1994
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 315
Ölçü : 12 x 19,5 cm
Yayınevi : Ötüken Neşriyat

Salonun pencereye yakın köşesinde bir çalışma masası vardı, karşı köşede ise bir ocak. Bugün çoklarının şömine dediği ocakta odunlar alev alev, çıtır çıtır yanıyordu. Ocağın önüne serilen tiftik keçisinin postu beyazını yitirmiş, toz rengini almıştı. Postun üzerinde burnu delik bir terlik duruyordu. Terliğin öbür teki masanın altındaydı. Bir de sehpa vardı postun kenarında; sehpanın üzerinde de taşları dizilmiş bir satranç tahtası. Tahta ve taşlar da toz içindeydi... Masanın başında oturmuş yaşlı adam bir şeyler yazıyordu önündeki okul defterine. Giriş cümlesini beğenmediği için ilk yaprakları yırtıp yırtıp atmıştı. Son yazdıklarını beğenmiş olacak ki, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme ile doğruldu, eli sigaraya uzandı. Sigara paketinin yanında çakmak da vardı kibrit de. Ama ne kibrite el sürdü ne çakmağa. Kalkıp ocağın başına gitti, maşa ile bir kor parçasını alıp sigarasını yaktı. Hep böyle yapardı: Sigarayı maşaya kıstırılmış kor parçasıyla tutuşturmak, onu içmekten daha zevkliydi. Sonra odunları düzeltti. Odunların çıtırtısı arttı, alevler biraz daha yükseldi ve yaşlı adam mırıldandı: "Odunların ağlama sesi olan çıtırtılar, yalazlara türkü oluyor!" Bir süre yalazları seyrettikten sonra yine konuştu: "Sen bir soba olamazsın! İnsanın yüzünü yakıyor, sırtını donduruyorsun. Yoo, yoo, haksızlık edecek değilim, dışımı ısıtmak için yakmıyorum seni ben. Sen benim içimi ısıtıyorsun, kalbimi, ruhumu... Seni seviyorum." Yine daldı... Bacadan çıkan duman gibi, havada savrulup gitmişti: Gündüz güneşe, gece yıldızlara ulaşmak için uçuyor, uçuyor, yükseklere çıktıkça dağılıyor, silikleşiyor, görünmez oluyordu. "Heyy! İn aşağı, yitip gideceksin!" dedi içindeki ses. Ve adam denize inmek istedi. Yelkenleri şişirmekle meşgul rüzgâr izin vermedi inmesine. Karaya inmek istedi, dağların dorukları süngü gibi uzattı sivri kayalarını. Şimdi o, başıboş ve sarhoş bir bulut olmuştu. Bir boşluktan bir boşluğa süzülüyor ve artık durmak istiyordu. Bunca ağırlık yitirmiş ama atmosferin üst sınırına varamamıştı. Yukarıda yıldızlar hala uzak, aşağıda toprak hala ıssızdı.
******