Dede Efendi

Yazar : Yılmaz Öztuna
İsbn : 9751700221
Yayın Tarihi : 1987
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 171
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Kültür ve Turizm Bakanlığı

Hammamizade İsmail Dede (1778-1846), XIX. asrın en büyük Türk bestekârıdır. Daha kesin çizgilerle, Itri (ölm. 1712) ile Arel (1880-1955) arasındaki en büyük bestekârdır. Üçüncü Selim Musiki Ekolü dediğimiz musiki döneminde yetişen, bu akımın genç dâhisidir. Üçüncü Selim Ekolü, klasik devrin sonu ve Neoklasik Türk Musikisinin başlangıcıdır. Neoklasik bestekâr olarak Dede, klasik dönem sanatkârlarından pek farklı değildir. Klasik formlar yanında şarkı formu üzerinde de durmuş, belki daha geniş kitlelerin zevkine hitap edecek eserler bestelemiş, yeni makamlar denemiştir. Bizzat Üçüncü Selim'in ihtiraı (icadı) olan Şevk-efza, Evcara gibi makamlar yanında, o dönemde yeni olan Ferahfeza, Ferahnak gibi makamları, nihayet Sultani-Yegâh, Nev-eser gibi kendisinin bulunduğu makamları kullanmıştır. Tabii Rast, Uşşak, Hicaz gibi en eski makamları da bu yeni makamların yanında kullanmıştır. Dede Efendi'nin eserlerinin çeşitliliği, hatta üslup farkları üzerinde Prof. Dr. Nevzad Atlığ çok durmuştur. Gerçekten en tantanalı Mevlevi ayinlerinden, en basit güfteli - türküye çok benzer- köçekçe ve şarkılara kadar Dede Efendi, aynı başarıyı göstermiştir. Dede, 1826'da Osmanlı Türk İmparatorluğu'nun kesin şekilde Batı'ya dönme devrini de yaşadı. Gerçi gençliğinde Nizam-ı Cedid yıllarını görmüştü (1793-1807). Fakat 1826'dan sonra devletin başlattığı reformlar daha şümullü oldu ve bir bakıma musikiyi de kapsadı. Dede'nin o kadar anlı şanlı yıllar geçirdiği Enderun-i Hümayun'un (Sarayakademisi) gerçek bir imparatorluk konservatuarı ve icra hey'eti olan musiki kısmı, ortadan kalkarcasına söndü. Yeni kurulan Muzıka-yı Hümayun'daki milIi musiki, resmen devlet programına alınan Batı Musikisi yanında üvey evlat muamelesi gördü. Dede'nin talebeleri, bu müessesenin milli musiki kısmında faaliyet göstermeye çalıştılar. Dede, yetişme kaynağı olan Mevlevi dergâhlarına sığındı. Saray'a az uğrar oldu. Zira artık Saray'da Üçüncü Selim ve İkinci Mahmud gibi musikimizi birinci derecede bilen hakanlar değil, genç Sultan Abdülmecid gibi Batı Musikisi öğretilerek yetiştirilmiş bir hükümdar vardı...
******Yılmaz Öztuna