Büyük İstanbul Tarihi Cilt 5

Yazar : Kolektif
Yayın Tarihi : 2015
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 457
Ölçü : 24,5 x 29,5 cm
Yayınevi : İstanbul Büyükşehir Bei Kültür A.Ş.

* Din

İstanbul odaklı “dinî hayat”, hem iki büyük imparatorluk ve iki büyük medeniyete beşiklik etmiş kentin uzun arkaik tarihini ortaya çıkarabilmek hem de günümüz için önem taşır. Çünkü geleneksel dönemde “din”; eğitim, güvenlik, adalet, sağlık, iktisat ve kültür gibi bütün diğer yapıları üretmekteydi. Günümüzde ise bu üretimin hangi alanlarda, ne kadar ve hangi yönde etkisini sürdürdüğü merak konusudur.
Bu bölümün içeriği belirlenirken en çok tereddüt edilen şey, toplum hayatının bazı tezahürlerini “dinî hayat” olarak sınırlandırıp bir kenara ayırmanın bir tür seküler bakış açısını yansıtması, metafiziksel gerçekliği ve tarihî geçmişi çarpıtması tehlikesiydi. Zira bu eserin başka bölümlerinde yer alan birçok konu da aslında dinle irtibatlıdır. Pagan Bizans’ın sunak, tapınak ve bol tanrıçalı bohem hayatını, Hristiyanlaşan Ayasofya merkezli kilise, manastır ve ayazmalar yeniden şekillendirmiş, doğum ve ölüm merasimleri, kutlamalar ve dinî bayramlar kenti kendi rengine boyamıştı. Şehrin Müslümanlar tarafından fethi ile renk tekrar değişmeye başlamıştı. Değişen renk onu zayıflatmamış, siyasi, kültürel, ekonomik, mimari etkileri ve kendine özgü ruh ile diğer merkezler karşısında güçlendirmiş, çağında dünyanın merkezi konumuna getirmişti. Dinî etki, Beldetün tayyibetün, Dârü’l-hilâfeti’l-aliyye, makarr-ı saltanat-ı seniyye, mahmiyye-i Konstantiniyye gibi isimlendirmelerle şehrin adında bile kendini göstermişti. Yeni sahiplerinin eliyle kent, bir taraftan cami, medrese, hamam, çeşme ve külliye merkezli yerleşimini geliştirirken diğer taraftan da mimari üslubuyla yeni bir silüete kavuşmuştu. İnce işçiliği ise gönüle hitap eden kurumlar tamamladı. Dinî hayat, sadece din ve dinî kurumlar üzerinden değil, bütün sosyal ve kültürel kurumlar üzerinden gerçekleşti. Bu Osmanlı özelinde dinî hayat ile sosyal hayatı, edebî veya kültürel hayatı birbirinden ayırmayı zorlaştırdı. Zira kültür kurumlan diyebileceğimiz kütüphaneler, su vakıfları, kıraathaneler dinî hayatın birer yan ürünleri idi. Devletin adlî kayıtları niteliğindeki şer’iye sicilleri, eğitim kurumlan olan medreseler, adli işlere bakan yargı (kadılık) müessesesi dinî hayatın tezahürüydü. İstanbul’daki göçmenler ve fakirler için kurulmuş olan vakıf imaretleri iktisadi hayatı ile ilgili olmakla beraber tamame amaçlarla ihdas edilmişti...

******