Büyük Çamlıca Tepesi 1980-1995

Yazar : Çelik Gülersoy
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 33
Ölçü : 21 x 29,7 cm
Yayınevi : TTOK

İki Çamlıca'dan büyüğünde, Roma-Bizans çağında kayzerlerin bir takım binalarının bulunduğu ve tepenin, taşra ile taht şehri arasında (kızılderililerinki gibi) duman savurma yoluyla haberleşme amacıyla kullanıldığı söylenir. Büyük olasılıkla, doğrudur. Fakat 600 yıl öncesinden, hiç bir iz kalmamış durumdadır. Osmanlı döneminde, bu tepe, sadece ağaçlık ve çimenlikti. Yer, diz boyu ot ve kır çiçekleri ile örtülüydü. Abdülhak Şinasi Hisar, bunları çok güzel anlatır. Ayrıca, 1903 yılına ait olarak Zonaro'nun enfes bir deseni vardır ki, onu da burada yayınlıyorum. 19. yy'a kadar, şehrin bu güzel köşesine halk rağbeti çok sınırlı kaldı. Bunun sosyal sebepleri vardır: 1) Özellikle 17. ve 18. yy'larda azan yeniçeri terörü, şehrin birazca uzak bölgelerine gidişi güvensiz kılmaktaydı. 2) 19. yy'a kadar şehirde ulaşımın prensibi, yaya yürümekti! Araba sadece saray hanımlarına, at ise belli rütbe sahiplerine ait birer ayrıcalıktı. Biraz uzakta kalan Çamlıca'ya ise, yaya çıkmak kolay değildi. 3) İstanbul'un "elin altındaki" diğer güzel mesireleri, herkese yetiyordu. 19. yy., bu ortamı değiştirdi. Yeniçeriler devreden çıkmış ve herkese bir güvence gelmişti. Sosyal gelişme ile at ve araba kullanımı artmıştı. O yüzden Büyük Çamlıca tepesi, şehir hayatına dahil oldu. Küçük Çamlıca tepesi ve koruluğu ise özel mülkiyette kaldı. Çamlıca üstüne şiirler söylenmeye başlandı, şarkılar üretildi ve en önemlisi, burası Batı edebiyatına girdi. Bu önemliydi, çünkü Çamlıca, tarihte ilk kez resimlerde görülmeye ve tablolara konu olmaya başladı. İstanbul'a gelmiş olan Batının ünlü yazarları, yazdıkları övgüler ve ölümsüz satırlarla, tepeyi Batıya tanıtmış oldular. Çamlıca, İstanbul'un eski halkının da gönlünde taht kurdu. Çamlıca şarkıları, 150 yıl, halkı mest etti...
******