Bizans'a Yolculuk

Yazar : John Ash
İsbn : 9759067005
Yayın Tarihi : Mart, 2005
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 321
Ölçü : 13 x 20 cm
Yayınevi : Abatros Yayıncılık

Yıllardır Bizans hakkında bir kitap yazmak istiyor, ancak nereden başlayacağımı bilemiyordum. Nasıl olur da sadece tarihe meraklı biri bin yıldan fazla ayakta kalmış bir uygarlığı anlatmaya kalkışabilirdi? Konuştuğum birkaç Bizantolog, onların bahçesinde çelik çomak oynamaya kalkışmamdan hayli telaşlanmışlardı. Ama bu düşünce sürekli kafamı kurcalıyordu; New York'ta geçirdiğim beş yılı aşkın sürede daha da güçlenmişti. Mark Girouard'ın Cities and People isimli kitabındaki bir bölümün gittikçe büyüyen bu takıntımı biraz olsun açıkladığını sanıyorum. Söz konusu bölüm, dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda Batı'dan gelen ziyaretçilerin Konstantinopolis hakkındaki izlenimlerini anlatır: "Konstantinopolis'i ilk gördüklerinde duydukları şaşkınlık ve hayranlık büyük olasılıkla, Avrupa'dan gelen göçmenlerin Manhattan'ı denizden ilk gördükleri zaman hissettiklerine benziyordu." Konstantinopolis ile Bizans'ı, ortaçağ Manhattan'ı, Manhattan'ı da modern Bizans gibi düşünmeye başlamıştım. Buradaki mantık akademik açıdan tartışmalı olsa da, "Bizans" sözcüğü New York'un salonlarında, gazetelerinde sık sık geçiyordu. Bununla birlikte, çok geçmeden "Bizans"ın son derece değişik ve çapraşık anlamlarda kullanıldığının farkına vardım. Zaman zaman Yeats'in büyüleyici bir müziği andıran "Bizans" şiirlerindeki belli belirsiz, egzotik, gizemli anlamları çağrıştırıyordu. Öte yandan, çoğunlukla da gereksiz bir anlam karmaşasına yol açacak biçimde, bürokrasi ve diplomasi arenasında kullanılıyordu. Bu, belki de, Batı'nın yükselişinden ve Amerika'nın "keşfinden" önce, Bizans'ın iyi örgütlenmiş, eğitimli bir devlet memuru sınıfına sahip tek Hıristiyan devlet olduğu dönemle ilgili, kolektif bellekte kalan sönük bir anıydı. Fakat zamanla "Bizans" sözcüğü, düzenbazlık, rüşvet, yozlaşmayı akla getiren, karmaşık, küçük düşürücü çağrışımları akla getirir olmuştu. 968 yılında Cremona Piskoposu Liutprand, Bizanslıları "soysuz aylaklar ve yalancılar" olarak nitelerken, on sekizinci yüzyılın önde gelen ismi Gibbon, tüm Bizans tarihini "zayıflığın ve sefaletin can sıkıcı, tekdüze öyküsü" olarak değerlendiriyordu...
******