Ayasofya Dile Geldi

Yazar : Durali Yılmaz
Yayın Tarihi : Ocak, 2000
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 197
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Beka Yayınları

Faruk Yücel 1976 yılı Haziranının ilk cumartesi öğlesinde Sultanahmet Camiinden çıktı ve Ayasofya'ya doğru yürümeğe başladı. Caminin önündeki meydanda bulunan banklarda oturanlar vardı. Orada burada oynayan çocuklar, onların çevresinde dolanan balon ve ciklet satıcıları göze çarpıyordu. Faruk Yücel bakmıyordu bile buradakilere. Bu yürüyüş her zamanki yürüyüşü değildi onun. Şuracıkta ağlayan çocuk. Şurada oturan genç kızla delikanlı hiç ilgilendirmiyordu onu. Etrafındakilerden habersiz, dalgın dalgın ilerliyordu. Onu tanıyan biri görse imkansız inanamazdı meydanın ortasında Ayasofya'ya doğru ilerleyenin Faruk Yücel olduğuna. Ruhu başka alemlerde at koşturan, cesediyse şu bildiğimiz dünyada sürüklenip duran biriydi şu anda O. Artık bu giden eski Faruk Yücel değildi. Beyazıt'tan Gülhane Parkına doğru uzanan yolda da vardı bir değişiklik. Yirmi yirmi beş yaşlarında bir grup genç, marşlar söyleyerek geliyorlardı Ayasofya'ya doğru. Yerebatan Sarayının arkasındaki Halide Edib'in heykeli tuhaf tuhaf bakıyordu gelenlere. Gelenler tam heykelin önünde durdular. Polisler durdu dört bir yanda. Polis arabalan Ayasofya'nın önündeki ağaçların altına çekildiler öfke ve hırsla homurdanarak. Bir ses gürledi o anda. Bir sessizlik çöktü oradakilere. Yumruklar sıkıldı ve havaya kalktı. Tam bu sırada yolun kenarına gelmiş bulunan Faruk Yücel de durdu sessiz ve kımıltısız. Küçük ve kara heykel başını omuzlarına gömerek, ürkek ürkek duruyordu sıkılan yumrukların gölgesinde. Sembol kadın, onbaşı Halide Edip, yüce kadın, tedirgin ve telaşlı oradan oraya koşan hanımefendi kadın, sayın bayan kadın şimdi de sıradan bir ana oluvermişti. Yolun kenarında bulunanlardan bazıları da kaldırdılar yumruklarını havaya. Oracıkta, heykelin arkasındaki tümsekte oturan ve bir süredir heykele bakmakta olan ak sakallı, istiklal madalyalı, eski elbiseli, beli bükülmüş bir ihtiyar da kalktı ayağa. O da kaldırdı elini yoldakilere ve çevredekilere bakarak. Ama yumruğunu sıkmadan, parmaklarını açarak kaldırmıştı kolunu. Önce sağ elini kaldırmış, sonra da çevredekilere bakarak düzeltmişti bu yanlışlığı. Polisler sıkılan yumruklara bakarak gülümsediler. Bazıları da çelik başlıklarını çıkararak terlerini silmeğe başladılar...
******