Anayasa'nın Püf Noktası

Yazar : Mümtaz Soysal
İsbn : 9754945322
Yayın Tarihi : Ağustos, 1995
Dil : Türkçe
Sayfa Sayısı : 172
Ölçü : 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi : Bilgi Yayınevi

Türk toplumu kadar sık "anayasa" sözü eden başka toplum az bulunur. Belki, Amerikalılar... Birleşik Devletler'in kuruluşunda 13 eyaletin katkısıyla yapılan bir anayasanın bulunuşundan ötürü. Anayasaların birer "toplum sözleşmesi" oldukları biçimindeki söz, bu gibi durumlarda gerçek anlamını kazanmış oluyor: Yapılışlarına herkes katılmalı ki, bağlayıcılıkları ve saygınlıkları da aynı ölçüde yaygın olsun. Oysa Osmanlı döneminden beri, Türk toplumunda böyle bir yaklaşım olmadı. İkinci Abdülhamid'in "ulema-ı ilm-i hukuk"a ve yüksek rütbeli askerlerle sivil paşalara yazdırıp fermanla Ahmet Mithat Paşa'ya ilan ettirdiği ilk "Kanun-u Esasi"den Cumhuriyet'in "Teşkilat-ı Esasiye" kanunlarına ve son iki anayasaya kadar, hepsinde bir "ihsan", bir "lütuf", yukarıdan aşağıya "veriş" havası var. Elbette, bu durum, bütün anayasaların otoriter hava taşıdığı anlamına gelmez. Örneğin, 27 Mayıs döneminde yapılmış olan 1961 Anayasası, özgürlüğe açıklığı ve katılımcılığı teşvik edici yönleriyle, belki de gelip geçmiş bütün anayasaların en demokratik olanı. Böyle bir geçmişe karşın, Türk toplumunda yine de bunca sık "anayasa" sözü edilişi, herhalde ülkenin büyük sorunlarını yasalar yoluyla çözme biçimindeki eski inançtan kaynaklanmaktadır. Ekonomik ve sosyal açıdan köklü çözümlere gitme istenci ve bu istenci destekleyecek güç olmayınca, halk yığınlarının umutları anayasalardaki parlak sözcüklere bağlanıyor. Yöneticilere de kolay gelen bir yaklaşım. Ama anayasa tartışmalarının ve anayasalara konan hükümlerin büsbütün boşa gittiği de söylenemez. Yine 1961 Anayasasından örnek vermek gerekirse, yasaların anayasaya uygunluğunu yargı yoluyla denetlemek gibi bir olanağın yaratılması veya çalışma yaşamında, işçi yığınlarından gelen çok belirgin bir isteğe dayanmasa da, önemli sendikal hakların tanınmış olması boşa gitmiş çabalar olarak nitelendirilebilir mi?
******